Çocukların bu yaşlarda kirlenerek öğrendikleri doğru mudur?
Çocuklar her yaşta farklı gelişimsel özellikler gösterirler. Bu doğrultuda çocukların hangi yaşlarda hangi gelişim özelliklerini gösterdiğinin bilinmesi gerekmektedir. 3-6 yaş döneminde fiziksel gelişim , bebeklik dönemine oranla daha yavaşlamıştır. Bu durum bütün organlarda, hacim , oran ve çalışma becerileri bakımından farklılıklar olduğu anlamına gelmektedir. Bu değişiklik vücudun farklı yerlerinde, farklı hızlarda ve değişik yaşlarda gerçekleşmektedir.
Motor gelişim çocuğun hareket gelişimi anlamına gelmektedir. Motor Gelişimde belli bir sıra vardır : Önce baş, sonra sırasıyla omuzlar ve kollar, gövde, bacaklar ve ayaklar gelişir. Çocuklar yetişkinler gibi hareket etmeye gereksinim duyarlar. Çocuğun bu becerileri kazanabilmesi, önce bu becerilerle ilgili organların olgunlaşmasına, daha sonra ise öğrenmeye bağlıdır. 3-4 yaş çocukları kendi bedenlerini tanımaya başlarlar ve hareket yeteneklerini de anlamaya başlarlar. Bu dönem çocukların çıraklık dönemi dediğimiz bir dönemdir. Vücut acemiliği yaşarlar. Beceri gelişimi yavaş yavaş ilerlediği için çocuklar kırarak, bozarak, kirleterek, dağıtarak öğrenirler. Zaten kırmak bozmak dağıtmak da gelişimlerinin bir parçasıdır. Başta hiç bir yaptıkları mükemmel olmaz çünkü organizayson becerileri de tam anlamıyla gelişmemiştir. 3-4 yaş, çocuğa bunları öğretmek için uygun bir zamandır. Fakat dağıtırken toplamayı bozdukları bir şeyi onarmayı ya da onarmak gerektiğini de öğretmek kendi kişilik gelişimleri için yararlı olacaktır.
Çocuklar kirlenerek nasıl bir çok şeyi iyi bir şekilde kavrayabiliyor, öğrenebiliyor ve anlayabiliyor?
Çocuklar hayatı yani çevrelerindeki herşeyi tanımak isterler. Gerekirse bir pikniğe gidildiğinde özgürce koşup oynayacak, gerekse evde kendi yemeğini yerken etrafa döküp saçacak gerekse de resim yaparken bütün eli yüzü boya olacaktır. Bütün bunlar çocuğun hayata alışması, etrafını tanıması için yapması gereken unsurlardır. Beceri gelişimi henüz tamamlanmadığı için de yaptığı her türlü işte mutlaka kirlencektir. Kirlendikçe öğrenecektir. Çocuk kirlenecek diye ona fırsat verilmediği takdirde gereksinim duyduğu gelişmelerden geri kalması kaçınılmaz olacaktır. Ona hayatı öğrenmesi için her türlü fırsat verilmelidir ki gelişimini en doğru şekilde tamamlayabilsin. AMa kirlenmemesi için ona fırsat verilmemesi onu cam fanus içinde büyütmek olacaktır.
Anne-babaların çocuklarını sürekli temiz tutmaları, onları nasıl etkiliyor? Bu şekilde davranılması doğru mudur? Yanlışları nelerdir?
Anne babalar çocuklarını sürekli temiz, pırıl pırıl görmek isterler. Kendileri için en değerli varlık olan çocuklarına kendilerine göstermeikleri özeni gösteren anne babalar onları her zaman temiz görmek istemişlerdir. Çünkü çocukların temizliği annelerin en hassas olduğu konulardan biridir. Sadece kendilerinin temizliğinin yanısıra giydikleri kıyafetlerin oynadıkları oyuncakların dokundukların yerlerin bile tertemiz olmasını isterler. Sırf kendileri , eşyaları temiz kalsın diye onların dünyaya açılımını kısıtlamak onları cam bir fanusun içinde büyütmeye benzer. Ama anne baba olarak onları cam fanus içine sokmak yerine istedikleri yerde istedikleri gibi eğlenmeli kirlenmelidirler. Çocukları sürekli temiz tutmak yerine onlara temizlenmeyi öğretmek daha doğrudur. Çünkü kirlenmeden bir hayat öğrenilemez. Ama eğer kirlenmemelerini sağlamak yerşne kirlendiklerine onlara nasıl temizlenmeleri gerektiğini öğretmek daha doğru bir yaklaşımdır. Mesela elleri boya olup kirlendikleri zaman, boyama işi bittiğinde ellerini hiç bir tarafa sürmeden hemen ellerini yıkamalarını öğretmek , hiç boya yapmamalarını söylemekten daha yapıcı bir yaklaşımdır.
Çocuğun kirlenerek öğrenmesi gelişimin bir parçası mıdır?
Çocuğun kirlenerek öğrenmesi gelişimin bir parçasıdır. 3-4 yaşlarında çocuklar merak ettikleri herşeyin cevabını çevreyi araştırarak almaya çalışırlar. Bunun için de çocuğun becerilerinin geliştirilmesi gerekir. Çocuk da bu becerileri mutlaka ki hatalar yaparak öğrenecektir. Örneğin çocuğun küçük kas gelişiminin desteklenmesi için parmak boyası hamur gibi materyallerle oynaması gerekir. Bu gibi oyunlar çocuğun üstünü başını , aynı zamanda etrafı da kirleterek oynayabilecekleri oyunlardır. Bu oyunları oynaması onun küçük kas gelişimini olumlu etkileyecek oynayamazsa eğer bu becerileri gelişmeyecektir. Eğer pislenmesin ya da ev berbat olmasın diye çocuğa bu tarz oyunlar oynatmak yerine örneğin sadece puzzle (ki puzzle hiç bir tarafın kirlenmesine sebebp olmayacak bir oyundur) yaptırırsak bazı becerileri eksik kalmış olacaktır. Bu sebeple çocuğun farklı yönlerde gelişimini sağlayabilmek amacıyla değişik beceri türlerinin gelişimine olanak tanımak gerekmektedir. Örneğin kas gelişimi için çocuğun koşup oynaması yeri geldiğinde düşmesi gerekmektedir. Bunun için de çocuğun açık alanda koşup oynaması yürümesi gerekmektedir. Fakat bu durum çocuğun kirlenmesine neden olacağından anne babalar genelde bunu desteklemeyebilirler. Bu becerilerin gelişmesi için çocukların anne babaları tarafından desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü hiç bir beceri 3-4 yaşlarında tam anlamıyla gelişmediğinden bu çocukların hata yapma olasılığı, becerememe olasılığı veya etrafı kirletme olasığı çok fazladır. Bu nedenle anne babaların bu durumu bilmeleri ve buna uygun davranmaları gerekmektedir.
Çocuklar neden bu dönemde elindeki oyuncakları sürekli etrafına döküp saçar?
Bu dönemde organizasyon becerileri tam gelişmemiş olduğundan elindekileri döküp saçarlar, düşürürler ve kirletirler. Koşup oynarken düşer bir yerlerini çarparlar. Tüm bunlar bedenlerinin yeni tanıyor olması ve bedenlerine karşı acemilikleri sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Bunun en aza indirgenmesi için anne babanın çocuğa destek olması aşırı tepki vermemesi gerekmektedir. Anne baba çocuğa model olarak da vücutlarını nasıl kullanacağını öğretebilirler.
Anneler çocuklarının etrafı kirlettiklerinde, dağıttıklarında veya üstünü başını kirletmiş bir şekilde gördüklerinde hemen tepki verirler? Bu çocuğun öğrenmesini nasıl etkiliyor?
Öncelikle anneler bu yaş çocuğunun neyi yapıp yapamayacağını bilmeli ve ona uygun tepkiler vermelidirler. Çocuklar etrafı kirlettiklerinde onlara sinirli bir şekilde tepki vermek yerine onlara yaptıkları şeyin etrafı dağıtmadan kirletmeden nasıl yapılacağını öğretmelidirler. Böylece bir dahaki sefere denediklerinde daha az kirlenmek için çabalayacaklar buda hem daha az kirlenmelerini sağlayıp hem de yaptıkları işi daha özenle yapmalarına sebep olacaktır. Aynı zamanda çocuğa negatif tepki vermek yerine o an durumu toparlamayı öğretmek yerlere dökülenleri toplamak, üstü kirlendiyse soyunup onları kirliye atıp yeni bir şeyler giymesi gerektiğini öğretmek gerekir. Bu durumda çocuk hem etrafı kirlettiğinde toplamasını, veya etraf dağıldığında düzenlemesini hem de daha az kirleterek çalışmayı öğrenecektir. Çocuğa hemen tepki vermek , onu bu işlerden soğutacak yapmasını engelleyecektir. Bu durum çocuğun gelişimini de engelleyebilir.
Çocukların etrafı veya kendi üstlerini kirletmelerine tamamen izin vermeliler mi? Yoksa buna bir sınır koymalılar mı?
Çocuklar tabii ki etrafı kirleterek öğrenecekler fakat bunun bir sınırı olmalıdır. Anne baba her koşulda çocuğa kural koymalı ve bu koyduğu kuralların arkasında durmalıdır. Çünkü çocuklar bu yaşlarda kendi kararlarını veremeyecekleri için anne babalarının kararlarına ihtiyaçları vardır ve bu kararlara uymak zorundadırlar. Anne baba çocuğun etrafı kirletmesine izin vermelidir fakat buna bir sınır koymalıdır. Bu sınırı da çocuğa açıklamalıdır. Örneğin boyama yaparken çocuğun üstü kirlendiğinde hemen o boyama bırakılıp çocuğa kızılıp üstünü değiştirip bir daha boyama yapmasına izin vermemektense, boyama bitene kadar üstünün kirlenmesine izin verilmeli , fakat boyama zamanı bitince bu şekilde oturulamayacağı çocuğa söylenmelidir. Boyama bitince de öncesinde söylendiği gibi çocuğun üstünün değiştirilmesi sağlanmalıdır. Aynı zamanda eğer etraf da kirlendiyse onu toparlanması gerektiği çocuğa bildirilmeli ve gerekirse birlikte toplanmalıdır.
Anne-babalar bunları çocuklarına nasıl bir dille anlatmalıdır ki, çocuk yaptığının doğru veya yanlış bir şey olduğunu anlasın.
Anne babalar çocuklarına bunu uygun bir dille şöyle anlatabilirler : yapacakları şeyin etrafın kirlenmesine sebep olabileceğini bunun için dikkat etmesi gerektiğini, eğer etraf pislenirse oyun bittikten sonra birlikte orayı toplamaları gerektiğini söylemek gerekir. Bu durumda çocuk etraf pislense bile yaptığı faaliyete devam edebileceğini fakat bitince toplaması gerektiğini öğrenebilir. Ama çocuğa bu durum asla kızarak söylenmemelidir, bu çocuğu korkutabilir. Bunun yanı sıra çocuğa sürekli etrafı temizlemesi gerektiği de söylenirse bu da çocukta temizlik takıntısı yaratabilir. Bu nedenle ne çok fazla uyarılması ne de tamamen sınırsız bırakılmaması gerekmektedir.
Uzm. Psikolojik Danışman Fani Sinay
http://www.bebekcocukdunyasi.com/
14 Haziran 2010 Pazartesi
12 Haziran 2010 Cumartesi
1-2 Yaş Keşfetme Zamanı
1-2 yaş, bebeklerde fiziksel, zihinsel, sosyal, dil ve motor gelişimi bakımından önemli değişimlerin görüldüğü bir çocukluğa geçiş dönemidir. 1-2 yaş çocuğunun becerilerinin gelişimi çevredeki uyaranların miktarı ile doğru orantılıdır; yani ne kadar fazla uyaran varsa, gelişimi o kadar hızlı olur.
Bu yaş çocuğunun uzayan boyu ve artan kilosu ile beraber hareket etme becerisi de artmıştır. Artık ayağa kalkmış; ve ilk adımlarını atmaya başlamıştır. Bazı çocuklarda ilk adımlar 11.ayda görülürken, bazıları 15-16 ay civarında yürürler. Ayrıca 1 yaş itibariyle küçük nesneleri tutabilir, bazı objeleri iç içe koyabilir, ya da daha büyük bir kutuya atıp tekrar çıkarabilirler. Düşünme, anlama, taklit etme ve kavrama becerilerinin hızla gelişmeye başladığı görülür. Kendince sesler çıkarır; duyduğu sesleri ve gördüğü birçok davranışı taklit etmeye çalışırlar. İlk kelimeler duyulur. Hatta, 2 yaşlarına doğru 2 kelimeli cümleler de kurabilirler. Söyledikleri kelimeler sınırlı da olsa, duydukları birçok şeyi anlarlar. Anne babalarının küçük isteklerini yerine getirebilirler. “Evet” ve “Hayır” dendiğinde bunların ne anlama geldiğini kavrayabilirler. Bu nedenle de artık yetişkinlerle daha kolay iletişim kurabilirler.
1-2 yaş çocuğu sosyal ilişki kurmak ister; insanlarla bir arada olmaktan ve değişik oyunlar oynamaktan zevk alır. Yabancılarla tanıdığı kişileri birbirinden ayırtedebilir ve bu nedenle bir yabancı ile karşılaştığında korkup endişelenebilir. Çocukta güven duygusu ilk bir yılda gelişir. Anne ve babanın ona karşı tutumu, ona yaklaşımı önemlidir. Çocuğun, ne olursa olsun, her zaman annesinin onun yanında olacağını ve ihtiyaçlarını karşılayacağını hissetmesi gerekir. 1 yaş itibariyle de çocuk bu güven duygusunun rahatlığıyla anneden ayrı kalmaya biraz daha tolerans gösterebilir ve çevresini yaşayarak öğrenmeye, tanımaya başlar. Ancak, unutulmamalıdır ki, fiziksel yakınlığı ve güveni hissetmeye hala ihtiyacı vardır. Kısacası, 1 yaşla beraber artık çevresini yaşayarak keşfetmeye çalışan, bağımsız bir birey olmaya başlar. Dış dünyayı kontrol edebildiğinin, birçok şeyi kendi kendine yapabildiğinin farkına varır. Böylece, kendine olan güveni de artar. 1-2 yaş döneminde sürekli hareketli olmasının da sebebi budur.
Hareket etme becerilerinin de artmasıyla daha çok bağımsızlaşan çocuk büyük bir merak duygusuyla dünyayı tanımak ve etrafı keşfetmek ister. Evdeki dolapları açar; karıştırır; boşaltır; bulduğu, gördüğü eşyaları ağzına götürüp tadına bakar ve onlarla oynamak ister. Bu sırada çevresindeki olabilecek tehlikelerin farkında değildir. Böyle durumlarda, anne babalar genellikle çocuğun her yaptığına ‘yapma’, ‘hayır’, ‘cıs’ diye karşılık verir; kızar ve yasaklar koymaya çalışırlar. Bu dönemde çocuk ‘hayır’ın anlamını bilir; ancak sürekli çocukla inatlaşmak ve kurallar koymaya çalışmak doğru değildir. Evet; yürüme ile özgürleşen ve çevresini keşfetmeye başlayan çocuğa yavaş yavaş kurallar konmalıdır; ancak 1-2 yaş çocuğu kuralın ne ifade ettiğini tam bilemez. Bu nedenle, kurallar koymak yerine tehlikeleri çocuktan uzaklaştırmak, onu tehlikeye sokacak durumları ortadan kaldırmak daha doğrudur. Örneğin; eğer dolapları karıştırmasını istemiyorsanız, dolap kapaklarına kilitler takabilirsiniz; ya da ellemesini istemediğiniz, kırılabilecek eşyaları göz önünden kaldırabilirsiniz. Evi, çocuğa uygun, güvenli bir hale getirmelisiniz. Aynı zamanda, onun hoşunuza giden davranışlarını aferinlerle ve alkışlarla desteklemek; kızabileceğiniz bazı davranışları ise zaman zaman görmezden gelmek ya da dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışmak anne baba olarak gösterebileceğiniz uygun tutumlardır.
Her gün yeni birşeyler öğrenmeye çalışan, merak eden 1-2 yaş çocuğunun hareketleri olabildiğince az sınırlandırılmalıdır. Çocuk, bu yaşta dokunarak; deneme yanılma yoluyla öğrenir. Bu yaş döneminde çocuğun bir oyuncağını yere atıp; bizden ona geri vermemizi beklediğini ve sonra tekrar yere attığını görürüz. İşte bu davranış da dünyayı keşfetmeye çalıştığının ve sosyal ilişki kurma isteğinin bir göstergesidir. Ona yeni ortamlar ve fırsatlar sunulmalıdır. Kendisine zarar veremeyeceği, onu tehlikeye sokmayacak, içini açıp keşfedebileceği nesneler verilmeli ve kontrolünüzde bazı objelere dokunmasına müsade edilmelidir. Çocuk, ancak çevresini, objeleri tanıyarak; onların nasıl kullanıldıklarını, ne işe yaradıklarını öğrenerek merakını giderebilir. Onun bu enerjisi ve merak duygusu bastırılmamalıdır. Çocuğunuz bağımsızlığını ancak böyle kazanabilir.
Bu dönemde oyunun da rolü büyüktür. Yaşına uygun oyun malzemeleri dünyayı tanımasını kolaylaştırır. Yaşını doldurmuş bir çocuk, şekilleri uygun deliklerden atabileceği kovalarla, içiçe geçen kaplarla, halkalarla ve topla oynayabilir. 2 yaşına doğru da kendisinin hareket ettirebileceği, basmalı ya da itilip çekilebilen araba, kamyon gibi oyuncaklarla, sesli kitaplarla ve oyuncak müzik aletleriyle gelişimi desteklenmelidir. Ayrıca, bu yaş döneminde çocuk kaşıkla kendi başına yemek yiyebileceğini ve bardaktan su içebileceğini de keşfeder. Bütün bu deneyimler desteklenmeli ve aferinlerle pekiştirilmelidir.
1-2 yaş çocuğunda, taklit etme becerisi de iyice arttığı için çevresinde gördüğü kişilerin yaptıklarını yapmaya çalışır. Bu yaş çocuğunun taklit ettiği ve model aldığı kişiler, annesi, babası ya da ona bakan kişilerdir. Bu nedenle, ebeveynlere çok fazla sorumluluk düşer. Ebeveynler iyi bir model olmak durumundadırlar; çocuk onları dikkatle inceleyerek uygun olan ve olmayan davranışları öğrenir. Hatta, mutluluk, kızgınlık gibi duygu ifadeleri de bu taklit etme becerisi ile ortaya çıkar. Anne ve babaların, çocuklarına çevredeki nesneleri işaret edip tanıtarak, bol resimli hikaye kitapları okuyarak ve onlarla bol bol konuşarak zaman geçirmeleri çocuğun dil, motor ve zihinsel gelişimini hızlandırır. 2 yaşına doğru karalamalar da başladığı için kağıt ve boya kalemleriyle tanıştırmakta da fayda vardır. Ayrıca, seslerin ve konuşmanın başladığı bu dönemde, 1-2 yaş çocuğunun yaşıtlarıyla olabilmesi de önemlidir. Her çocuğun gelişimi bir diğerinden farklıdır; ama yine de birarada olmaları farkına vardıkları, öğrendikleri şeyleri birbirleriyle paylaşmalarını sağlar. Bu da çocuğun dünyayı keşfinde ona yardımcı olur.
Sonuç olarak, 1-2 yaş dönemi çocuğun keşfetmeye, öğrenmeye başladığı bir dönemdir. Bu dönemde ebeveynlerin çocuklarını kısıtlamak yerine cesaretlendirici, yönlendirici bir tutum içinde olmaları gerekir. Ancak o zaman kendi kendilerine yetebildiklerini gören, kendilerine güvenen bireyler olabilirler.
Psikolog İrem Fırat
http://www.bebekcocukdunyasi.com/
Bu yaş çocuğunun uzayan boyu ve artan kilosu ile beraber hareket etme becerisi de artmıştır. Artık ayağa kalkmış; ve ilk adımlarını atmaya başlamıştır. Bazı çocuklarda ilk adımlar 11.ayda görülürken, bazıları 15-16 ay civarında yürürler. Ayrıca 1 yaş itibariyle küçük nesneleri tutabilir, bazı objeleri iç içe koyabilir, ya da daha büyük bir kutuya atıp tekrar çıkarabilirler. Düşünme, anlama, taklit etme ve kavrama becerilerinin hızla gelişmeye başladığı görülür. Kendince sesler çıkarır; duyduğu sesleri ve gördüğü birçok davranışı taklit etmeye çalışırlar. İlk kelimeler duyulur. Hatta, 2 yaşlarına doğru 2 kelimeli cümleler de kurabilirler. Söyledikleri kelimeler sınırlı da olsa, duydukları birçok şeyi anlarlar. Anne babalarının küçük isteklerini yerine getirebilirler. “Evet” ve “Hayır” dendiğinde bunların ne anlama geldiğini kavrayabilirler. Bu nedenle de artık yetişkinlerle daha kolay iletişim kurabilirler.
1-2 yaş çocuğu sosyal ilişki kurmak ister; insanlarla bir arada olmaktan ve değişik oyunlar oynamaktan zevk alır. Yabancılarla tanıdığı kişileri birbirinden ayırtedebilir ve bu nedenle bir yabancı ile karşılaştığında korkup endişelenebilir. Çocukta güven duygusu ilk bir yılda gelişir. Anne ve babanın ona karşı tutumu, ona yaklaşımı önemlidir. Çocuğun, ne olursa olsun, her zaman annesinin onun yanında olacağını ve ihtiyaçlarını karşılayacağını hissetmesi gerekir. 1 yaş itibariyle de çocuk bu güven duygusunun rahatlığıyla anneden ayrı kalmaya biraz daha tolerans gösterebilir ve çevresini yaşayarak öğrenmeye, tanımaya başlar. Ancak, unutulmamalıdır ki, fiziksel yakınlığı ve güveni hissetmeye hala ihtiyacı vardır. Kısacası, 1 yaşla beraber artık çevresini yaşayarak keşfetmeye çalışan, bağımsız bir birey olmaya başlar. Dış dünyayı kontrol edebildiğinin, birçok şeyi kendi kendine yapabildiğinin farkına varır. Böylece, kendine olan güveni de artar. 1-2 yaş döneminde sürekli hareketli olmasının da sebebi budur.
Hareket etme becerilerinin de artmasıyla daha çok bağımsızlaşan çocuk büyük bir merak duygusuyla dünyayı tanımak ve etrafı keşfetmek ister. Evdeki dolapları açar; karıştırır; boşaltır; bulduğu, gördüğü eşyaları ağzına götürüp tadına bakar ve onlarla oynamak ister. Bu sırada çevresindeki olabilecek tehlikelerin farkında değildir. Böyle durumlarda, anne babalar genellikle çocuğun her yaptığına ‘yapma’, ‘hayır’, ‘cıs’ diye karşılık verir; kızar ve yasaklar koymaya çalışırlar. Bu dönemde çocuk ‘hayır’ın anlamını bilir; ancak sürekli çocukla inatlaşmak ve kurallar koymaya çalışmak doğru değildir. Evet; yürüme ile özgürleşen ve çevresini keşfetmeye başlayan çocuğa yavaş yavaş kurallar konmalıdır; ancak 1-2 yaş çocuğu kuralın ne ifade ettiğini tam bilemez. Bu nedenle, kurallar koymak yerine tehlikeleri çocuktan uzaklaştırmak, onu tehlikeye sokacak durumları ortadan kaldırmak daha doğrudur. Örneğin; eğer dolapları karıştırmasını istemiyorsanız, dolap kapaklarına kilitler takabilirsiniz; ya da ellemesini istemediğiniz, kırılabilecek eşyaları göz önünden kaldırabilirsiniz. Evi, çocuğa uygun, güvenli bir hale getirmelisiniz. Aynı zamanda, onun hoşunuza giden davranışlarını aferinlerle ve alkışlarla desteklemek; kızabileceğiniz bazı davranışları ise zaman zaman görmezden gelmek ya da dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışmak anne baba olarak gösterebileceğiniz uygun tutumlardır.
Her gün yeni birşeyler öğrenmeye çalışan, merak eden 1-2 yaş çocuğunun hareketleri olabildiğince az sınırlandırılmalıdır. Çocuk, bu yaşta dokunarak; deneme yanılma yoluyla öğrenir. Bu yaş döneminde çocuğun bir oyuncağını yere atıp; bizden ona geri vermemizi beklediğini ve sonra tekrar yere attığını görürüz. İşte bu davranış da dünyayı keşfetmeye çalıştığının ve sosyal ilişki kurma isteğinin bir göstergesidir. Ona yeni ortamlar ve fırsatlar sunulmalıdır. Kendisine zarar veremeyeceği, onu tehlikeye sokmayacak, içini açıp keşfedebileceği nesneler verilmeli ve kontrolünüzde bazı objelere dokunmasına müsade edilmelidir. Çocuk, ancak çevresini, objeleri tanıyarak; onların nasıl kullanıldıklarını, ne işe yaradıklarını öğrenerek merakını giderebilir. Onun bu enerjisi ve merak duygusu bastırılmamalıdır. Çocuğunuz bağımsızlığını ancak böyle kazanabilir.
Bu dönemde oyunun da rolü büyüktür. Yaşına uygun oyun malzemeleri dünyayı tanımasını kolaylaştırır. Yaşını doldurmuş bir çocuk, şekilleri uygun deliklerden atabileceği kovalarla, içiçe geçen kaplarla, halkalarla ve topla oynayabilir. 2 yaşına doğru da kendisinin hareket ettirebileceği, basmalı ya da itilip çekilebilen araba, kamyon gibi oyuncaklarla, sesli kitaplarla ve oyuncak müzik aletleriyle gelişimi desteklenmelidir. Ayrıca, bu yaş döneminde çocuk kaşıkla kendi başına yemek yiyebileceğini ve bardaktan su içebileceğini de keşfeder. Bütün bu deneyimler desteklenmeli ve aferinlerle pekiştirilmelidir.
1-2 yaş çocuğunda, taklit etme becerisi de iyice arttığı için çevresinde gördüğü kişilerin yaptıklarını yapmaya çalışır. Bu yaş çocuğunun taklit ettiği ve model aldığı kişiler, annesi, babası ya da ona bakan kişilerdir. Bu nedenle, ebeveynlere çok fazla sorumluluk düşer. Ebeveynler iyi bir model olmak durumundadırlar; çocuk onları dikkatle inceleyerek uygun olan ve olmayan davranışları öğrenir. Hatta, mutluluk, kızgınlık gibi duygu ifadeleri de bu taklit etme becerisi ile ortaya çıkar. Anne ve babaların, çocuklarına çevredeki nesneleri işaret edip tanıtarak, bol resimli hikaye kitapları okuyarak ve onlarla bol bol konuşarak zaman geçirmeleri çocuğun dil, motor ve zihinsel gelişimini hızlandırır. 2 yaşına doğru karalamalar da başladığı için kağıt ve boya kalemleriyle tanıştırmakta da fayda vardır. Ayrıca, seslerin ve konuşmanın başladığı bu dönemde, 1-2 yaş çocuğunun yaşıtlarıyla olabilmesi de önemlidir. Her çocuğun gelişimi bir diğerinden farklıdır; ama yine de birarada olmaları farkına vardıkları, öğrendikleri şeyleri birbirleriyle paylaşmalarını sağlar. Bu da çocuğun dünyayı keşfinde ona yardımcı olur.
Sonuç olarak, 1-2 yaş dönemi çocuğun keşfetmeye, öğrenmeye başladığı bir dönemdir. Bu dönemde ebeveynlerin çocuklarını kısıtlamak yerine cesaretlendirici, yönlendirici bir tutum içinde olmaları gerekir. Ancak o zaman kendi kendilerine yetebildiklerini gören, kendilerine güvenen bireyler olabilirler.
Psikolog İrem Fırat
http://www.bebekcocukdunyasi.com/
Etiketler:
1-2 yaş dönemi,
İrem Fırat
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Okul Öncesi Dönemde Görülen Korkular
Okul öncesi çocuğunun korkularının olması doğaldır. Her şeyden önce endişe bize yeni deneyimlerle baş etme ve tehlikeden korunma konusunda yardım eden doğal bir durumdur.
Bazı 3-4 yaş çocukları böcek, köpek, karanlık, palyaço gibi şeylerden, bazılar da yeni durumlar ve yeni insanlarla tanışmaktan korkarlar. Bu tür korkular okul öncesi dönem boyunca devam eder çünkü çocukların sınır tanımayan hayalgüçleri yaratık, sağlık, ölüm, felaket ve acı gibi konularda çocukların endişe duymalarına neden olur. Canının acıması da en sık görülen korkulardandır. Bu nedenle en ufak bir kesik ya da çizikte bant yapıştırılmasını isterler.
5 yaş civarında hayvanlardan, yangın, fırtına deprem gibi doğal afetlerden korkmaya başlarlar. Karanlık ve evde bırakılma korkuları ise devam eder. Televizyonda seyrettikleri suç, şiddet, savaş, felaket görüntüleri de endişeye neden olur. 5 yaş çocuğu aynı zamanda yakın geçmişte aile içerisinde hastalık, kaza ya da ölüm olayı yaşandıysa sevdiklerinin sağlığı konusunda da endişelenir. Utangaç ya da içe kapalı çocuk yabancı insanlarla tanışmaktan, kalabalık ortamlara girmekten ya da doğum günü partisi gibi sosyal aktivitelerden de korkabilir. Birçok çocukta korkular çocuk kendisini ve çevresini güvende hissettikçe söner.
Ne Yapmalısınız?
Öncelikle bir korkusu olduğunu kabul edin. Korkuları saçma ve gerçekçi görünmeyebilir ancak onun için bu korkular son derece gerçek ve ciddi boyuttadır. Size korktuğunu, odasında, yatağının altında bir şey olduğunu söylediğinde gülmeyin. Korkunun ya da korktuğu şeyin neye benzediğini, neler hissettiğini sorun. Şüphelerini giderdiğinizde ve onu rahatlattığınızda korkunun doğal olduğunu öğrenecektir. Korkular onları yok saydığımızda kaybolmazlar aksine bunu konuşmak gerekir. Korkacak bir şey olmadığına dair ikna etmeye çalışmak sadece geri teper. Örneğin köpekten korkan çocuğa “korkacak bir şey yok” demek onu daha çok üzecek ve endişelendirecektir. Bunun yerine “köpeğin seni korkuttuğunu anlıyorum. Şimdi birlikte önünden geçelim. Eğer bunu yapmak istemezsen yanımızdan geçinceye kadar sana sarılırım.” demek onu rahatlatacaktır.
Çocuğunuzun korkusunun yeni bir duruma (okula başlama, okula yeni birinin gelmesi gibi) duyulan öfke ya da endişeden kaynaklandığını düşünüyorsanız dramatizasyon oyunlarıyla duygularını ifade etmesini sağlayabilirsiniz.
Sevdiği objeleri kullanın. Bazı çocuklar yastık, oyuncak gibi sevdikleri nesneler yanlarında olduğunda kendilerini daha rahat hissederler. Bu oyuncaklar çocuk okula bırakıldığında ya da yatağına konduğunda endişesini gidermek için önemlidir. Bu nesneler aynı zamanda yeni kişilerle tanışmak, bir oyun grubuna katılmak, doktora gitmek gibi çocukta korku yaratan durumların da daha kolay atlatılmasını sağlar. Bu nedenle sevdiği nesneyi yanında taşımasına izin vermek gerekir. Bunun “bebekçe” olduğunu söylemeyin.
Bazı çocuklar kendilerini korkutan nesne/olay hakkında gerçekçi ve basit bir açıklama yapıldığında bunun üstesinden gelebilirler. Kalabalıkta kaybolmaktan korkan çocuğa “yanımda durduğun ve elimi tuttuğun sürece birbirimizi kaybetmeyiz. Kazara birbirimizden ayrılırsak olduğun yerde dur, ben seni bulurum” dediğinizde bu onun korkusunun azalmasını sağlayacaktır.
Korku, iğne/aşı olmak gibi önceki deneyimlerinden kaynaklanıyorsa bu konuda ona asla yalan söylemeyin, çok kötü bir tablo da çizmeyin. Sadece iğne ilk battığında canının biraz acıyabileceğini, bunun uzun sürmeyeceğini, bittikten sonra da birlikte eğlenceli bir şey yapacağınızı söyleyin ve yapın.
Problem çözümünü birlikte bulun. Örneğin karanlıktan korkuyorsa odasına gece lambası koyun. Gece korkularında sevdiği oyuncağı yanına koymak, odaya “canavar spreyi” sıkmak ( püskürtmeli bir şişenin içine su koyun, çocuk şişenin içindekinin su olduğunu bilmemeli) gibi farklı taktikler kullanabilirsiniz. Korkularının üstesinden hemen gelmesini beklemeyin. Bu bazen aylar hatta yıllar bile alabilir.
Dramatizasyon oyunları oynayın. Doktordan korkuyorsa doktor setiyle oynayarak orada neler yapıldığını gösterin. Kostümlerden korkuyorsa birlikte değişik kıyafetler giyip yüzünüzü boyayın.
Korkunuzu göstermeyin. Sizin korktuğunuzu gördüğünde aynı nesne ya da durumlardan o da korkacaktır. Çocukken dişçiye gitmekten korktuğunuzu ama dişçiye gittiğiniz için sağlıklı dişleriniz olduğunu söyleyebilirsiniz. Böylelikle çocuğunuz hem yalnız olmadığını hisseder, hem de korkunun üstesinden nasıl gelindiğini görmüş olur.
Korktuğu şey hakkında kitap okumak, bir gösteri izlemek ya da odurumu yaşamak da yararlı olur. Örneğin böceklerden korkuyorsa birlikte belgesel seyredebilirsiniz. Karanlık korkusu için odasının tavanına karanlıkta parlayan yıldızlardan yapıştırıp, karanlık odada birlikte bu yıldızları seyredebilirsiniz.
Dikkat !!!
Korkular günlük yaşamını etkilemeye başladıysa örneğin, karanlıktan korktuğu için yatmayı reddediyorsa ya da köpekle karşılaşmaktan korktuğu için evden çıkmamakta direniyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alın.
Pedagog Duygu Çalışır
http://www.bebekcocukdunyasi.com/
Bazı 3-4 yaş çocukları böcek, köpek, karanlık, palyaço gibi şeylerden, bazılar da yeni durumlar ve yeni insanlarla tanışmaktan korkarlar. Bu tür korkular okul öncesi dönem boyunca devam eder çünkü çocukların sınır tanımayan hayalgüçleri yaratık, sağlık, ölüm, felaket ve acı gibi konularda çocukların endişe duymalarına neden olur. Canının acıması da en sık görülen korkulardandır. Bu nedenle en ufak bir kesik ya da çizikte bant yapıştırılmasını isterler.
5 yaş civarında hayvanlardan, yangın, fırtına deprem gibi doğal afetlerden korkmaya başlarlar. Karanlık ve evde bırakılma korkuları ise devam eder. Televizyonda seyrettikleri suç, şiddet, savaş, felaket görüntüleri de endişeye neden olur. 5 yaş çocuğu aynı zamanda yakın geçmişte aile içerisinde hastalık, kaza ya da ölüm olayı yaşandıysa sevdiklerinin sağlığı konusunda da endişelenir. Utangaç ya da içe kapalı çocuk yabancı insanlarla tanışmaktan, kalabalık ortamlara girmekten ya da doğum günü partisi gibi sosyal aktivitelerden de korkabilir. Birçok çocukta korkular çocuk kendisini ve çevresini güvende hissettikçe söner.
Ne Yapmalısınız?
Öncelikle bir korkusu olduğunu kabul edin. Korkuları saçma ve gerçekçi görünmeyebilir ancak onun için bu korkular son derece gerçek ve ciddi boyuttadır. Size korktuğunu, odasında, yatağının altında bir şey olduğunu söylediğinde gülmeyin. Korkunun ya da korktuğu şeyin neye benzediğini, neler hissettiğini sorun. Şüphelerini giderdiğinizde ve onu rahatlattığınızda korkunun doğal olduğunu öğrenecektir. Korkular onları yok saydığımızda kaybolmazlar aksine bunu konuşmak gerekir. Korkacak bir şey olmadığına dair ikna etmeye çalışmak sadece geri teper. Örneğin köpekten korkan çocuğa “korkacak bir şey yok” demek onu daha çok üzecek ve endişelendirecektir. Bunun yerine “köpeğin seni korkuttuğunu anlıyorum. Şimdi birlikte önünden geçelim. Eğer bunu yapmak istemezsen yanımızdan geçinceye kadar sana sarılırım.” demek onu rahatlatacaktır.
Çocuğunuzun korkusunun yeni bir duruma (okula başlama, okula yeni birinin gelmesi gibi) duyulan öfke ya da endişeden kaynaklandığını düşünüyorsanız dramatizasyon oyunlarıyla duygularını ifade etmesini sağlayabilirsiniz.
Sevdiği objeleri kullanın. Bazı çocuklar yastık, oyuncak gibi sevdikleri nesneler yanlarında olduğunda kendilerini daha rahat hissederler. Bu oyuncaklar çocuk okula bırakıldığında ya da yatağına konduğunda endişesini gidermek için önemlidir. Bu nesneler aynı zamanda yeni kişilerle tanışmak, bir oyun grubuna katılmak, doktora gitmek gibi çocukta korku yaratan durumların da daha kolay atlatılmasını sağlar. Bu nedenle sevdiği nesneyi yanında taşımasına izin vermek gerekir. Bunun “bebekçe” olduğunu söylemeyin.
Bazı çocuklar kendilerini korkutan nesne/olay hakkında gerçekçi ve basit bir açıklama yapıldığında bunun üstesinden gelebilirler. Kalabalıkta kaybolmaktan korkan çocuğa “yanımda durduğun ve elimi tuttuğun sürece birbirimizi kaybetmeyiz. Kazara birbirimizden ayrılırsak olduğun yerde dur, ben seni bulurum” dediğinizde bu onun korkusunun azalmasını sağlayacaktır.
Korku, iğne/aşı olmak gibi önceki deneyimlerinden kaynaklanıyorsa bu konuda ona asla yalan söylemeyin, çok kötü bir tablo da çizmeyin. Sadece iğne ilk battığında canının biraz acıyabileceğini, bunun uzun sürmeyeceğini, bittikten sonra da birlikte eğlenceli bir şey yapacağınızı söyleyin ve yapın.
Problem çözümünü birlikte bulun. Örneğin karanlıktan korkuyorsa odasına gece lambası koyun. Gece korkularında sevdiği oyuncağı yanına koymak, odaya “canavar spreyi” sıkmak ( püskürtmeli bir şişenin içine su koyun, çocuk şişenin içindekinin su olduğunu bilmemeli) gibi farklı taktikler kullanabilirsiniz. Korkularının üstesinden hemen gelmesini beklemeyin. Bu bazen aylar hatta yıllar bile alabilir.
Dramatizasyon oyunları oynayın. Doktordan korkuyorsa doktor setiyle oynayarak orada neler yapıldığını gösterin. Kostümlerden korkuyorsa birlikte değişik kıyafetler giyip yüzünüzü boyayın.
Korkunuzu göstermeyin. Sizin korktuğunuzu gördüğünde aynı nesne ya da durumlardan o da korkacaktır. Çocukken dişçiye gitmekten korktuğunuzu ama dişçiye gittiğiniz için sağlıklı dişleriniz olduğunu söyleyebilirsiniz. Böylelikle çocuğunuz hem yalnız olmadığını hisseder, hem de korkunun üstesinden nasıl gelindiğini görmüş olur.
Korktuğu şey hakkında kitap okumak, bir gösteri izlemek ya da odurumu yaşamak da yararlı olur. Örneğin böceklerden korkuyorsa birlikte belgesel seyredebilirsiniz. Karanlık korkusu için odasının tavanına karanlıkta parlayan yıldızlardan yapıştırıp, karanlık odada birlikte bu yıldızları seyredebilirsiniz.
Dikkat !!!
Korkular günlük yaşamını etkilemeye başladıysa örneğin, karanlıktan korktuğu için yatmayı reddediyorsa ya da köpekle karşılaşmaktan korktuğu için evden çıkmamakta direniyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alın.
Pedagog Duygu Çalışır
http://www.bebekcocukdunyasi.com/
Etiketler:
Duygu Çalışır,
okul öncesi dönemde korku
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Yapa Q Tatil Kitabı Çıktı...
Ya-pa yayınlarının Q Tatil Kitabı çıktı.
Kitap içerisinde nokta birleştirme,boyama,fark bulma,sayma,artık materyaller ile faaliyet çalışmaları,ses çalışmaları,çizgi çalışmaları,renk ve şekil çalışmaları,kavram çalışmaları,yönerge bulmacaları bulunmaktadır.
http://www.bebekcocukdunyasi.com/
Kitap içerisinde nokta birleştirme,boyama,fark bulma,sayma,artık materyaller ile faaliyet çalışmaları,ses çalışmaları,çizgi çalışmaları,renk ve şekil çalışmaları,kavram çalışmaları,yönerge bulmacaları bulunmaktadır.
http://www.bebekcocukdunyasi.com/
11 Mayıs 2010 Salı
ÇOCUĞUNUZUN EV ÖDEVLERİNE YARDIM ETMELİ MİSİNİZ?
Çocuğunuzun ev ödevlerine yardım etmeli misiniz?
Ödev kavramı, en yakın anlamıyla sorumluluk kavramını bize çağrıştırmaktadır. Aslında daha okula başlamadan önce üstümüze düşen sorumluluklarla başedip, gelişimimize katkı sağlamış oluruz. ‘Ev ödevi’ olarak anılan akademik terim, okul hayatının başlaması ile birlikte çocuğun hayatında yer edinmeye başlamaktadır. Sınıf içerisinde işlenen dersin; sınıf dışında gerekli egzersizlerle desteklenip; çocuğun akademik gelişiminin yanında sorumluluk duygusuna katkıda bulunduğu bir gerçektir. Ancak burada önem verilmesi gereken diğer önemli nokta; ev ödevlerinin her yaş için akademik ve sosyal gelişimde etkili olduğu ancak ödevlerin içeriğinin dersin içeriği ile aynı ölçüde olması gerektiğidir. Bu şekilde düzenlenen ödevler başarının artması ve özdisiplininin gelişmesine katkı sağlaması açısından yararlı olmaktadır.
Ev ödevlerinin ‘günlük ödev’ halinde verilmesi çocuğun öğrenme becerilerini düzenli bir şekilde kullanabilme ve bu düzeni bir alışkanlık haline getirebilmesi için önemlidir. Bu düzen, çocuğun plan yapma ve uygulama becerisini geliştirip; öğrendiği her yeni bilgiyi daha kalıcı olarak hafızasında depolamasına yardımcı olacaktır. Ödevlerle birlikte pekişen bilgiler, ilerleyen öğrenim hayatında öğrenilmesi gereken daha karmaşık bilgilerin yerleşmesinde kolaylık sağlayacaktır. Bu şekilde gelişen alışkanlıklar; aslında çalışma becerileri dediğimiz; çocuğun kendine özel bir akademik çalışma stili geliştirmesine neden olacaktır.
Çocuğun hayatının öncekinden daha planlı gitmeye başladığı ilkokul döneminde; anne ve babanın planlayan ve yönlendiren olma rolü artmaktadır. Bu rol hem model alınarak; hem de sözel ve davranışsal yollarla çocuk tarafından öğrenilerek günlük hayatta uygulanmaya başlanır.
Ödevlerin düzenli olarak uygulanması konusunda anne babaların çocuğun kendi çalışma ortamını yaratmasında ona yardımcı olmaları şarttır. Çünkü çalışma ortamı, çocuğun varolan dikkatini ve ilgisini toparlayıp; uygun aralıklarla çalışmayı gerçekleştirebileceği bir çevre içerisinde sağlanabilmektedir.. Çocuğun çalışabilmek için bağımsız bir odasının olması yararlıdır. Ancak bunun gerçekleşememesi halinde herhangi bir odanın uygun kısmı çalışma için ayarlanmalıdır. Çalışırken dikkati dağıtabilecek objelerin ortamdan uzaklaştırılması da ilginin sürekliliğinde gerçekleşebilecek kesintileri engelleyecektir. Bunun dışında gerekli olabilecek çalışma materyallerinin, oda ışığının ve masanın düzeninin çalışmaya başlamadan önce hazırlanması; tekrar bunlar için zaman harcanmaması ve dikkatin çalışma sırasında dağılmaması için gerekli ön hazırlıklardır.
Uygun çalışma ortamı ayarlandıktan sonra, belirli bir çalışma planının, çocuğun da dahil edilerek hazırlanması; çalışmadan düzenli verim artışı alabilmek için gereklidir. Çalışma saatleri, çocuğun çalışmak için verimli olabileceği zaman dilimleri göz önüne alınarak ayarlanmalıdır. Bu zaman dilimlerinin çocukla birlikte planlanması; çalışmaya başlangıçta olmasını istediğimiz istekliliğin artmasına ve çocuğun sorumluluk duygusunu hissetmesine yardımcı olacaktır. İlkokul dönemi başlangıcında; ödevlere yapılan anne baba müdahalesinin fazla olması sonraki yıllarda yapılandan daha fazla yararlıdır. Ancak bu müdahalenin miktarının çocuğun çalışma becerileri geliştikçe azalması ve çocuğun kendi başına yaptığı ödev miktarının artması gerekmektedir. Bu durumun aksi geliştikçe; çalışma becerilerinin ve alışkanlığının yeterli düzeye gelemediği dolayısıyla anne–babanın ve çocuğun beklentilerinin karşılanmadığı gözlenecektir. Bunun haricinde; sorumluluk duygusunun pekişmemesi sonucunda anne-baba desteğine bağımlı kalma oranı artacaktır.
Ödev süresince, çalışmayı çocuğunuzla karşılıklı olarak yürütmeniz daha yararlı olacaktır. Sadece yönerge veren ve yapılan çalışmanın kontrolünü üstlenen anne–baba ile çalışmak; geçirilen zamanı sıkıcı hale getirebilmektedir. Anne–baba kontrolüne bir yenisini ekleyen bu durum yerine; çocuğun ders konularını size danışarak ve daha sonrasında kendisinin deneyerek öğrenmesine izin vermek her iki tarafı da daha fazla tatmin edecek; aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki zedelenmeyecektir. Yapılanları dışarıdan gözleyen ve kontrol eden konumumuz; başarısızlık durumunda çocukta suçluluk duygusunun oluşmasına neden olabilir. Bu gibi bir durumda; çocuğun öğrenme motivasyonu ve dikkati dağılabilir; kendini zorlayıcı yararsız çalışmalar içine sokabilir.
Fiziksel ortamın ayarlanması dışında; çocuğun yaptığı işten dolayı takdir edilip cesaretlendirilebilmesi, ödevle; dolayısıyla dersle ilgili motivasyonunu arttırarak; dikkatini ve ilgisini daha iyi toparlayabilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca anne ve baba ile geçirilen vaktin bu alanda da başarıyla işletilebilmesi; ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin farklı bir alanda başarıyı elde etmesini sağlayacaktır. Çocuk başarısız hissettiği zamanlarda kendini birlikte çalıştığı ebeveynine karşı suçlu hissedebilir. Bu durum gerçekleştiğinde; anne-baba ya kendi becerilerini ya da çocuğun başarısını göz önüne alarak kaygı duyabilirler. Bu durumda hissedilecek kaygı çocuk için yeterli düzeyde olmalıdır. Bunun okul hayatının ilk yıllarında çok fazla hissettirilmemesinin yararlı olmasının dışında; her çocuk için farklı bir motive edici etkisi olabilmektedir. Bazı çocuklara başarılarının ve başarısızlıklarının sebeplerini hissettirmek başarı için olumlu bir ön adım olurken; kimi çocuk bu durumu çoğunlukla ‘kendi başarısızlığı’ olarak ele alır ve yoğun kaygı yaşar. Farkedilen başarı durumunun, motive edici etkisi düşünülerek, çocuğun cesaretlenmesi ve çalışması gereken konuya ilgisinin artması için kullanılmalıdır.
Ödevin tamamının çocukla birlikte yapılması; kendi başına plan yapma, sıraya koyma ve diğer çalışma becerilerinin gelişim hızını yavaşlatır. Ayrıca sorumluluk kavramıyla birlikte çocuktan beklediğimiz ders çalışma alışkanlığının gelişmesi hedeflerimizden diğeridir. Tek başına yapılmayan işlerde; yaptığımız işin sonuçlarını görüp ileri hedefler koyabilmemiz zorlaşır. Bu nedenden dolayı; çocuğun kendi çalışma programını planlayıp uygulamaya koyabilmesinde; çok fazla ‘birlikte çalışma’ yapılmamalıdır.
Ödevi olan Çocukların Anne-Babalarına Tavsiyeler..
Ödevin yapılması gereken saatlerde; çocuğun çalışması gereken ortama yakın yerlerde dikkati ve ilgiyi dağıtabilecek çok fazla uyaranın olmamasına dikkat edin. TV, radyo, yüksek sesle konuşan bir grup gibi belirli uyarıcılar dikkatin toparlanmasını ve ilginin sadece çalışılması gereken materyale yönlendirilmesini zorlaştıracak niteliktedir. Örneğin okul çağında birden fazla çocuğunuz varsa aynı zamanlarda çalışmalarını engellemek yerine; farklı iki ayrı mekanda çalışmalarını sağlamak daha yararlı olabilmektedir.
Ödevin yapılma zamanını ayarlamak için çocuğunuzla birlikte verimli bir zaman dilimi ayarlamaya çalışın. Birlikte bir zaman aralığı belirleyip, dinlenme payı bırakarak, her gün uygulanabilecek bir program oluşturun. Bu durum onun çalışma faaliyetleri ile ilgili sahiplenme duygusunu pekiştirecek ve duruma ilgisini arttıracaktır. Eğer çocuk ödev planlamasını kendi başına yapabiliyorsa; bu konuda onu yüreklendirmekten çekinmeyin.
Ödevi başarıyla bitirmesi ve yanlışlarının az olması, en az onun kadar bizim de gerçekleşmesini istediğimiz bir durumdur. Ancak hataların yapılmaya başlanması çocuk için başarısız sıfatını kazanmasını, dolayısıyla kendini yetersiz hissetmesini gerektirecek bir durum olmamalıdır. Onun başarısı gösterdiği çaba ile değerlendirilmelidir. Harcadığı zamanı ve emeği takdir ederek, yanlışlarını daha fazla çaba sarfederek düzeltebileceğini göstermek önemlidir. Ayrıca o dersle ilgili başarının tek göstergesi ödevler olamayacağı için; değerlendirmenin tamamının bizim tarafımızdan yapılmaması da gereklidir. Öğretmenin değerlendirmesinin önemine yapılan vurgu; ödevlerini yapmaktan kaçınan bir çocuk için sorumluluk hissedebileceği bir hal oluşturabilmektedir.
Ödevlerin yapılması konusunda çocuğunuzla karşı karşıya gelmeniz, durumu bir çatışma olarak görmesine ve bu durumu gerektiğinde bir koz olarak kullanmasına yol açabilir. Bunun dışında, çocuğun bu konuyu çatışma içinde yaşaması; sarfettiği çabaya rağmen başarısız olarak hissetmesine ve sizden gelen uyarıları ceza olarak görmesine sebep olabilir. Bu durumda yapılması gereken, ilgili ve destekleyici bir tutumla başarıların ortaya çıkartılmasına çalışmaktır.
Çocuğun beklenen plan içerisinde yaptığı çalışmanın sonucunda anne babadan bir beklentisi olabilir. Bu durumda kendi istediği bir faaliyeti her zamanki şekliyle gerçekleştirmesine izin vermek; yapılan çalışmanın olumlu bir kazanıma dönüşmesine yardımcı olacaktır. Ancak bu durumun kazanıma dönüşmesinde; ona yaptıklarından dolayı onaylayıcı ifadelerde bulunmak ve övmek, olumlu duygularının pekişmesine katkı sağlayaaktır.
Çocuğun ödev yapması kendi başına birçok yönü kapsayan bir durumdur. Hem akademik becerilerinde bir artmanın gerçekleşmesi, hem de şimdiki hayatı ve yetişkin yaşamı için sorumluluk duygusunun gelişmesinde etkili olmaktadır. Çocuğun bu kazanımları elde etmekte güçlük yaşadığı farkedildiğinde bir uzmana başvurulabilir.
Emre Altınel
Psikolog
www.bebekcocukdunyasi.com
Ödev kavramı, en yakın anlamıyla sorumluluk kavramını bize çağrıştırmaktadır. Aslında daha okula başlamadan önce üstümüze düşen sorumluluklarla başedip, gelişimimize katkı sağlamış oluruz. ‘Ev ödevi’ olarak anılan akademik terim, okul hayatının başlaması ile birlikte çocuğun hayatında yer edinmeye başlamaktadır. Sınıf içerisinde işlenen dersin; sınıf dışında gerekli egzersizlerle desteklenip; çocuğun akademik gelişiminin yanında sorumluluk duygusuna katkıda bulunduğu bir gerçektir. Ancak burada önem verilmesi gereken diğer önemli nokta; ev ödevlerinin her yaş için akademik ve sosyal gelişimde etkili olduğu ancak ödevlerin içeriğinin dersin içeriği ile aynı ölçüde olması gerektiğidir. Bu şekilde düzenlenen ödevler başarının artması ve özdisiplininin gelişmesine katkı sağlaması açısından yararlı olmaktadır.
Ev ödevlerinin ‘günlük ödev’ halinde verilmesi çocuğun öğrenme becerilerini düzenli bir şekilde kullanabilme ve bu düzeni bir alışkanlık haline getirebilmesi için önemlidir. Bu düzen, çocuğun plan yapma ve uygulama becerisini geliştirip; öğrendiği her yeni bilgiyi daha kalıcı olarak hafızasında depolamasına yardımcı olacaktır. Ödevlerle birlikte pekişen bilgiler, ilerleyen öğrenim hayatında öğrenilmesi gereken daha karmaşık bilgilerin yerleşmesinde kolaylık sağlayacaktır. Bu şekilde gelişen alışkanlıklar; aslında çalışma becerileri dediğimiz; çocuğun kendine özel bir akademik çalışma stili geliştirmesine neden olacaktır.
Çocuğun hayatının öncekinden daha planlı gitmeye başladığı ilkokul döneminde; anne ve babanın planlayan ve yönlendiren olma rolü artmaktadır. Bu rol hem model alınarak; hem de sözel ve davranışsal yollarla çocuk tarafından öğrenilerek günlük hayatta uygulanmaya başlanır.
Ödevlerin düzenli olarak uygulanması konusunda anne babaların çocuğun kendi çalışma ortamını yaratmasında ona yardımcı olmaları şarttır. Çünkü çalışma ortamı, çocuğun varolan dikkatini ve ilgisini toparlayıp; uygun aralıklarla çalışmayı gerçekleştirebileceği bir çevre içerisinde sağlanabilmektedir.. Çocuğun çalışabilmek için bağımsız bir odasının olması yararlıdır. Ancak bunun gerçekleşememesi halinde herhangi bir odanın uygun kısmı çalışma için ayarlanmalıdır. Çalışırken dikkati dağıtabilecek objelerin ortamdan uzaklaştırılması da ilginin sürekliliğinde gerçekleşebilecek kesintileri engelleyecektir. Bunun dışında gerekli olabilecek çalışma materyallerinin, oda ışığının ve masanın düzeninin çalışmaya başlamadan önce hazırlanması; tekrar bunlar için zaman harcanmaması ve dikkatin çalışma sırasında dağılmaması için gerekli ön hazırlıklardır.
Uygun çalışma ortamı ayarlandıktan sonra, belirli bir çalışma planının, çocuğun da dahil edilerek hazırlanması; çalışmadan düzenli verim artışı alabilmek için gereklidir. Çalışma saatleri, çocuğun çalışmak için verimli olabileceği zaman dilimleri göz önüne alınarak ayarlanmalıdır. Bu zaman dilimlerinin çocukla birlikte planlanması; çalışmaya başlangıçta olmasını istediğimiz istekliliğin artmasına ve çocuğun sorumluluk duygusunu hissetmesine yardımcı olacaktır. İlkokul dönemi başlangıcında; ödevlere yapılan anne baba müdahalesinin fazla olması sonraki yıllarda yapılandan daha fazla yararlıdır. Ancak bu müdahalenin miktarının çocuğun çalışma becerileri geliştikçe azalması ve çocuğun kendi başına yaptığı ödev miktarının artması gerekmektedir. Bu durumun aksi geliştikçe; çalışma becerilerinin ve alışkanlığının yeterli düzeye gelemediği dolayısıyla anne–babanın ve çocuğun beklentilerinin karşılanmadığı gözlenecektir. Bunun haricinde; sorumluluk duygusunun pekişmemesi sonucunda anne-baba desteğine bağımlı kalma oranı artacaktır.
Ödev süresince, çalışmayı çocuğunuzla karşılıklı olarak yürütmeniz daha yararlı olacaktır. Sadece yönerge veren ve yapılan çalışmanın kontrolünü üstlenen anne–baba ile çalışmak; geçirilen zamanı sıkıcı hale getirebilmektedir. Anne–baba kontrolüne bir yenisini ekleyen bu durum yerine; çocuğun ders konularını size danışarak ve daha sonrasında kendisinin deneyerek öğrenmesine izin vermek her iki tarafı da daha fazla tatmin edecek; aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki zedelenmeyecektir. Yapılanları dışarıdan gözleyen ve kontrol eden konumumuz; başarısızlık durumunda çocukta suçluluk duygusunun oluşmasına neden olabilir. Bu gibi bir durumda; çocuğun öğrenme motivasyonu ve dikkati dağılabilir; kendini zorlayıcı yararsız çalışmalar içine sokabilir.
Fiziksel ortamın ayarlanması dışında; çocuğun yaptığı işten dolayı takdir edilip cesaretlendirilebilmesi, ödevle; dolayısıyla dersle ilgili motivasyonunu arttırarak; dikkatini ve ilgisini daha iyi toparlayabilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca anne ve baba ile geçirilen vaktin bu alanda da başarıyla işletilebilmesi; ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin farklı bir alanda başarıyı elde etmesini sağlayacaktır. Çocuk başarısız hissettiği zamanlarda kendini birlikte çalıştığı ebeveynine karşı suçlu hissedebilir. Bu durum gerçekleştiğinde; anne-baba ya kendi becerilerini ya da çocuğun başarısını göz önüne alarak kaygı duyabilirler. Bu durumda hissedilecek kaygı çocuk için yeterli düzeyde olmalıdır. Bunun okul hayatının ilk yıllarında çok fazla hissettirilmemesinin yararlı olmasının dışında; her çocuk için farklı bir motive edici etkisi olabilmektedir. Bazı çocuklara başarılarının ve başarısızlıklarının sebeplerini hissettirmek başarı için olumlu bir ön adım olurken; kimi çocuk bu durumu çoğunlukla ‘kendi başarısızlığı’ olarak ele alır ve yoğun kaygı yaşar. Farkedilen başarı durumunun, motive edici etkisi düşünülerek, çocuğun cesaretlenmesi ve çalışması gereken konuya ilgisinin artması için kullanılmalıdır.
Ödevin tamamının çocukla birlikte yapılması; kendi başına plan yapma, sıraya koyma ve diğer çalışma becerilerinin gelişim hızını yavaşlatır. Ayrıca sorumluluk kavramıyla birlikte çocuktan beklediğimiz ders çalışma alışkanlığının gelişmesi hedeflerimizden diğeridir. Tek başına yapılmayan işlerde; yaptığımız işin sonuçlarını görüp ileri hedefler koyabilmemiz zorlaşır. Bu nedenden dolayı; çocuğun kendi çalışma programını planlayıp uygulamaya koyabilmesinde; çok fazla ‘birlikte çalışma’ yapılmamalıdır.
Ödevi olan Çocukların Anne-Babalarına Tavsiyeler..
Ödevin yapılması gereken saatlerde; çocuğun çalışması gereken ortama yakın yerlerde dikkati ve ilgiyi dağıtabilecek çok fazla uyaranın olmamasına dikkat edin. TV, radyo, yüksek sesle konuşan bir grup gibi belirli uyarıcılar dikkatin toparlanmasını ve ilginin sadece çalışılması gereken materyale yönlendirilmesini zorlaştıracak niteliktedir. Örneğin okul çağında birden fazla çocuğunuz varsa aynı zamanlarda çalışmalarını engellemek yerine; farklı iki ayrı mekanda çalışmalarını sağlamak daha yararlı olabilmektedir.
Ödevin yapılma zamanını ayarlamak için çocuğunuzla birlikte verimli bir zaman dilimi ayarlamaya çalışın. Birlikte bir zaman aralığı belirleyip, dinlenme payı bırakarak, her gün uygulanabilecek bir program oluşturun. Bu durum onun çalışma faaliyetleri ile ilgili sahiplenme duygusunu pekiştirecek ve duruma ilgisini arttıracaktır. Eğer çocuk ödev planlamasını kendi başına yapabiliyorsa; bu konuda onu yüreklendirmekten çekinmeyin.
Ödevi başarıyla bitirmesi ve yanlışlarının az olması, en az onun kadar bizim de gerçekleşmesini istediğimiz bir durumdur. Ancak hataların yapılmaya başlanması çocuk için başarısız sıfatını kazanmasını, dolayısıyla kendini yetersiz hissetmesini gerektirecek bir durum olmamalıdır. Onun başarısı gösterdiği çaba ile değerlendirilmelidir. Harcadığı zamanı ve emeği takdir ederek, yanlışlarını daha fazla çaba sarfederek düzeltebileceğini göstermek önemlidir. Ayrıca o dersle ilgili başarının tek göstergesi ödevler olamayacağı için; değerlendirmenin tamamının bizim tarafımızdan yapılmaması da gereklidir. Öğretmenin değerlendirmesinin önemine yapılan vurgu; ödevlerini yapmaktan kaçınan bir çocuk için sorumluluk hissedebileceği bir hal oluşturabilmektedir.
Ödevlerin yapılması konusunda çocuğunuzla karşı karşıya gelmeniz, durumu bir çatışma olarak görmesine ve bu durumu gerektiğinde bir koz olarak kullanmasına yol açabilir. Bunun dışında, çocuğun bu konuyu çatışma içinde yaşaması; sarfettiği çabaya rağmen başarısız olarak hissetmesine ve sizden gelen uyarıları ceza olarak görmesine sebep olabilir. Bu durumda yapılması gereken, ilgili ve destekleyici bir tutumla başarıların ortaya çıkartılmasına çalışmaktır.
Çocuğun beklenen plan içerisinde yaptığı çalışmanın sonucunda anne babadan bir beklentisi olabilir. Bu durumda kendi istediği bir faaliyeti her zamanki şekliyle gerçekleştirmesine izin vermek; yapılan çalışmanın olumlu bir kazanıma dönüşmesine yardımcı olacaktır. Ancak bu durumun kazanıma dönüşmesinde; ona yaptıklarından dolayı onaylayıcı ifadelerde bulunmak ve övmek, olumlu duygularının pekişmesine katkı sağlayaaktır.
Çocuğun ödev yapması kendi başına birçok yönü kapsayan bir durumdur. Hem akademik becerilerinde bir artmanın gerçekleşmesi, hem de şimdiki hayatı ve yetişkin yaşamı için sorumluluk duygusunun gelişmesinde etkili olmaktadır. Çocuğun bu kazanımları elde etmekte güçlük yaşadığı farkedildiğinde bir uzmana başvurulabilir.
Emre Altınel
Psikolog
www.bebekcocukdunyasi.com
Etiketler:
Emre Altınel,
ev ödevine yardım
8 Mayıs 2010 Cumartesi
Anaokulu Seçerken Nelere Dikkat Etmeli ?
Öncelikle yuva personelinin çocuk psikolojisi hakkında eğitimli, pedagojik formasyona sahip kişiler olması önemli. Öğretmenlerin yanı sıra yuvada çocuklarla temasta olan diğer kişilerin de belli bir eğitimden geçmiş olmaları gerekiyor. Özellikle yuva yöneticilerinin ve öğretmenlerin konularında uzman kişiler olması çocukların standart eğitimlerinin yanı sıra çıkabilecek herhangi bir soruna en uygun pedagojik müdahaleyi yapabilecek bir donanıma sahip olmaları önemli. Yuvanın eğitim programının içeriği incelenmeli ve bu içeriğin nasıl uygulandığı öğrenilmeli. Bazen kağıt üzerindeki programların uygulanması sırasında problemler yaşanabilmektedir. 6 yaşına kadar olan çocukların en önemli öğrenme yolu yaşayarak-yaparak öğrenmedir ve bunun da oyun aracılığıyla yapılması gerekmektedir. Bu nedenle hedeflenen bilgilerin öğretilmesi ve amaçlanan becerilerin kazandırılması sırasında hangi yöntemlerin ve hangi araçların kullanıldığı son derece önemlidir. Programın çocukların bireysel özelliklerine uygun hale getirilme olanağının olup olmadığı da araştırılmalıdır. Her çocuğun birbirinden farklı olduğu, bu farkın fark edilebileceği ilk önemli kurumun da okul öncesi eğitim kurumu olduğu unutulmamalıdır. Daha sonraki yıllarda ortaya çıkabilecek birçok sorunun keşfi çocuğun yuvaya başladığı yıllarda mümkün olabilmektedir. Sorunu doğru gözlemlemek ve olası problemler konusunda aileyi bilgilendirip uygun profesyonellere yönlendirmek oldukça hayati bir önem taşımaktadır. 3-6 yaş arası çocukların en önemli ihtiyaçlarından biri de sosyalleşme ihtiyacıdır. Bu nedenle çocukların birey olma özellikleri geliştirip, grup halinde hareket etmeyi öğrendikleri ve grup içinde kendi farklılıklarını fark ettikleri bu dönemde yuvaların hem çocukların özbakım becerilerini geliştirmeye, hem de sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik bir tutum içinde olmaları gerekmektedir.
Çocukların anaokuluna psikolojik olarak nasıl hazırlamak gerekir?
Çocukların bebeklik yıllarından itibaren özbakım (giyinme-soyunma-temizlik-yemek yeme vb) becerilerinin geliştirilmesi psikolojik olgunlaşmaları açısından önem taşımaktadır. Bu becerileri gelişen çocuklar annelerine daha az bağımlı olmakta dolayısıyla anneden ayrılmakta sıkıntı yaşamamaktadırlar. Bunun yanı sıra yine bebekliğinden beri kısıtlı bir çevrede olan ve fazla insanla temas etmeyen çocuklar yuvaya uyum sağlamakta büyük güçükler çekmektedirler. Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren mümkün olduğunca çok sosyal ortam içinde bulunmak, çocuğu değişik kişilerle bir arada bulundurmak, özellikle de başka çocuklarla bir arada olacağı ortamlar yaratmak gerekmektedir. Başka çocuklarla bir arada olmaktan keyif alması bunu öncesinde deneyimlemesiyle ilişkilidir. Sürekli olarak tek başına olan, paylaşmayı, mücadeleyi, rekabeti hiç yaşamamış olan ve kendi başına problem çözme fırsatı hiç olmayan çocuklar yuvaya uyum sağlamaları çok uzun sürmektedir. Ayrıca çocuğu öğrenmeye heveslendirmek de önemlidir. Yeni bilgiler edinmek, yeni beceriler kazanmak konusunda çocukların doğal olarak bir motivasyonları vardır. Ancak anne-babanın da bunu pekiştirmesi, yeni şeyler öğrendiğinde, yeni beceriler kazandığında çocuğu övmesi çocuğun okula gitmek konusunda daha istekli olmasını sağlayacaktır. Anne-babaların yuva ararken çocukları yanlarında götürmeleri uygun değildir. Çocukların ilk girdikleri mekanları beğenme ya da beğenmeme kriterleri yetişkinlerden farklıdır. Bu nedenle öncelikle anne-babaların bir yuvaya karar vermeleri ve ardından çocuğun götürülmesi gerekmektedir. Okula gitmek çocuk 3 yaşına geldiğinde birden bire konuşulması gereken bir konu olmamalıdır. Bunun yerine yine bebeklikten itibaren büyümenin önemi, belli bir yaşa geldiğinde de okula gitmesinin gerekliliği ve güzelliği anlatılmalı, okula gitme düşüncesi cazip hale getirilmelidir. Bunun büyümenin bir parçası olduğu, büyümenin en güzel taraflarından biri olduğu vurgulanmalıdır.
Okul öncesi çağda çocuklar için oyuncakların önemi nedir?
Oyuncaklar, çocukların sosyal, zihinsel, fiziksel ve psikolojik gelişimlerine yardımcı olan ve yaratıcılıklarını geliştiren malzemelerdir. Yani okul öncesi dönemdeki ihtiyaçlarının çok büyük bir bölümünü çocuklar oyuncaklar aracılığıyla karşılarlar. Oyuncaklar önemli bir eğitimsel işlevi yerine getirirler çünkü çocukların doğuştan getirdikleri birçok yeteneğin ortaya çıkmasına, kullanılmasına, geliştirilmesine fırsat verirler. Çocuklar oyuncaklar aracılığıyla hem birçok kavramı öğrenirler hem de kendi iç dünyalarını dışa vurma olanağı bulurlar. Oyun ve oyuncak çocuğun dünyasının ta kendisidir. Bu nedenle de çocuklarla ilgili eğitim programları hazırlanırken oyun ve oyuncaklardan yararlanılır.
Oyuncak seçerken nelere dikkat edilmesi gerekir?
Çocuklar için her malzeme oyuncak olabilir. Özellikle de doğal malzemeler ya da artık malzeme denen malzemeler çocukların çok ilgisini çeker. Kum, toprak, su, kağıtlar, kartonlar, boyalar, yapıştırıcılar, evdeki mutfak eşyaları, boş kutular, plastik şişeler vb çocukların için oldukça geliştirici oyun malzemeleridir. Bu malzemeler çocukların dış dünyayı tanımaları, keşfetmeleri ve deneyim kazanmaları için çok önemlidir. Bunun dışında çocukların yaratıcı güçlerini geliştirecek olan oyun malzemelerine ihtiyaç vardır. Bunlar bebek, hayvanlar, arabalar, evcilik, doktorculuk malzemeleri vb gibi malzemelerdir. Ayrıca çocukların hareket etme ve kaba motor gereksinimlerini karşılayacak oyun malzemelerine de ihtiyaçları vardır. Bunlar bisiklet, bazı jimnastik gereçleri, salıncak, kaydırak, ip ve bazı inşa oyuncaklarıdır. İnce motor gelişim için gerekli olan oyun malzemeleri, yap-bozlar, legolar, kalem-kağıt, boyama kitapları, oyun hamuru gibi malzemelerdir. Ayrıca dikkati ve konsantrasyonu geliştiren, sosyal ortamda bekleme, sabretme, yenilmeye tahammül geliştirme gibi daha üst düzey sosyal becerileri de geliştiren masa başı oyunlarına da yer verilmelidir. (Eşleştirme-hafıza oyunları, kızma birader, monopoly, scrabble vs) Bu oyunlar aynı zamanda çocuğun okula hazırlanması için en önemli araçlardır. Tüm oyuncakların kendi birincil işlevlerinin yanı sıra zihinsel gelişime de katkıda bulundukları unutulmamalıdır. Elektronik oyuncaklar ve bilgisayarda oynanan oyunlar da çocukların ilgisini çekmekte ancak çocukların kendi başlarına oynayabilecekleri son derece bireysel oyunlar olmaları nedeniyle sosyal gelişimi olumsuz etkileyebilmektedir. Bazı zihinsel gelişim alanlarına olumlu etkileri olabilmekte ancak yine de diğer oyuncaklar kadar eğitimsel değerleri yoktur.
Çocuğun anaokuluna bırakıldığı ilk günlerde nasıl davranmak gerekir? Okula gitmek istemez ya da öğretmenini sevmezse neler yapmalı?
Çocukların büyük bir kısmı yuvaya başlarken zorluk yaşamaktadır. Sorunlar özellikle de ilk bir haftada yaşanır. Bunun doğal olduğu hemen her çocuğun böyle bir süreçten geçtiği unutulmamalıdır. Burada önemli olan yuvadaki uzmanların önerdiği programa uyabilmektir. İlk günlerde annenin ya da babanın belli bir süre okulda kalması gerekebilir. Çocuklar yeni bir ortama güven duymadan anne-babalarından ayrılmak istemeyebilirler. Orada kendini rahat ve güvende hissedene kadar, anne-babasının onu orada terk etmeyeceğinden ve belli bir süre sonra gelip alacağından emin olana kadar huzursuz olurlar. Bu nedenle de ilk günlerde çocukların yuvada kalma süresi, -hiç sorun çıkarmamış olsa da- birkaç saati geçmemelidir. O ortama iyice ısınması ve rahat etmesi için biraz zamana ihtiyaç duyduğu unutulmamalıdır. İlk günler geçtikten sonra da belli dönemlerde yuvaya gitmek istememe, evde anne ile kalmak isteme gibi sorunlar yaşanabilmektedir. Burada sorunun ne olduğunu keşfetmek önemlidir. Sorun okulla mı ilgili yoksa çocuğun anneye olan bağımlılığıyla ya da örneğin yeni bir kardeşin gelmesiyle mi ilgilidir. İlk bir ayın sonunda çocuklar genellikle tamamıyla yuvaya uyum sağlarlar. Eğer ağlamalar ve gitmeyi reddetme şiddetli bir şekilde devam ediyorsa bu durumda çocuğun psikolojik olgunlaşmasıyla ilgili başka bir sorun olabilir. Bu durumda bazen biraz daha geç yuvaya vermek bir çözüm olabilir. Bazen de bu ileride ortaya çıkabilecek okul fobisi ya da başka kaygı sorunlarının habercisi olabilir. Bu durumda bir uzmandan yardım almak gerekmektedir.
Belgin Temur - Uzm. Pedagog
www.bebekcocukdunyasi.com
Çocukların anaokuluna psikolojik olarak nasıl hazırlamak gerekir?
Çocukların bebeklik yıllarından itibaren özbakım (giyinme-soyunma-temizlik-yemek yeme vb) becerilerinin geliştirilmesi psikolojik olgunlaşmaları açısından önem taşımaktadır. Bu becerileri gelişen çocuklar annelerine daha az bağımlı olmakta dolayısıyla anneden ayrılmakta sıkıntı yaşamamaktadırlar. Bunun yanı sıra yine bebekliğinden beri kısıtlı bir çevrede olan ve fazla insanla temas etmeyen çocuklar yuvaya uyum sağlamakta büyük güçükler çekmektedirler. Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren mümkün olduğunca çok sosyal ortam içinde bulunmak, çocuğu değişik kişilerle bir arada bulundurmak, özellikle de başka çocuklarla bir arada olacağı ortamlar yaratmak gerekmektedir. Başka çocuklarla bir arada olmaktan keyif alması bunu öncesinde deneyimlemesiyle ilişkilidir. Sürekli olarak tek başına olan, paylaşmayı, mücadeleyi, rekabeti hiç yaşamamış olan ve kendi başına problem çözme fırsatı hiç olmayan çocuklar yuvaya uyum sağlamaları çok uzun sürmektedir. Ayrıca çocuğu öğrenmeye heveslendirmek de önemlidir. Yeni bilgiler edinmek, yeni beceriler kazanmak konusunda çocukların doğal olarak bir motivasyonları vardır. Ancak anne-babanın da bunu pekiştirmesi, yeni şeyler öğrendiğinde, yeni beceriler kazandığında çocuğu övmesi çocuğun okula gitmek konusunda daha istekli olmasını sağlayacaktır. Anne-babaların yuva ararken çocukları yanlarında götürmeleri uygun değildir. Çocukların ilk girdikleri mekanları beğenme ya da beğenmeme kriterleri yetişkinlerden farklıdır. Bu nedenle öncelikle anne-babaların bir yuvaya karar vermeleri ve ardından çocuğun götürülmesi gerekmektedir. Okula gitmek çocuk 3 yaşına geldiğinde birden bire konuşulması gereken bir konu olmamalıdır. Bunun yerine yine bebeklikten itibaren büyümenin önemi, belli bir yaşa geldiğinde de okula gitmesinin gerekliliği ve güzelliği anlatılmalı, okula gitme düşüncesi cazip hale getirilmelidir. Bunun büyümenin bir parçası olduğu, büyümenin en güzel taraflarından biri olduğu vurgulanmalıdır.
Okul öncesi çağda çocuklar için oyuncakların önemi nedir?
Oyuncaklar, çocukların sosyal, zihinsel, fiziksel ve psikolojik gelişimlerine yardımcı olan ve yaratıcılıklarını geliştiren malzemelerdir. Yani okul öncesi dönemdeki ihtiyaçlarının çok büyük bir bölümünü çocuklar oyuncaklar aracılığıyla karşılarlar. Oyuncaklar önemli bir eğitimsel işlevi yerine getirirler çünkü çocukların doğuştan getirdikleri birçok yeteneğin ortaya çıkmasına, kullanılmasına, geliştirilmesine fırsat verirler. Çocuklar oyuncaklar aracılığıyla hem birçok kavramı öğrenirler hem de kendi iç dünyalarını dışa vurma olanağı bulurlar. Oyun ve oyuncak çocuğun dünyasının ta kendisidir. Bu nedenle de çocuklarla ilgili eğitim programları hazırlanırken oyun ve oyuncaklardan yararlanılır.
Oyuncak seçerken nelere dikkat edilmesi gerekir?
Çocuklar için her malzeme oyuncak olabilir. Özellikle de doğal malzemeler ya da artık malzeme denen malzemeler çocukların çok ilgisini çeker. Kum, toprak, su, kağıtlar, kartonlar, boyalar, yapıştırıcılar, evdeki mutfak eşyaları, boş kutular, plastik şişeler vb çocukların için oldukça geliştirici oyun malzemeleridir. Bu malzemeler çocukların dış dünyayı tanımaları, keşfetmeleri ve deneyim kazanmaları için çok önemlidir. Bunun dışında çocukların yaratıcı güçlerini geliştirecek olan oyun malzemelerine ihtiyaç vardır. Bunlar bebek, hayvanlar, arabalar, evcilik, doktorculuk malzemeleri vb gibi malzemelerdir. Ayrıca çocukların hareket etme ve kaba motor gereksinimlerini karşılayacak oyun malzemelerine de ihtiyaçları vardır. Bunlar bisiklet, bazı jimnastik gereçleri, salıncak, kaydırak, ip ve bazı inşa oyuncaklarıdır. İnce motor gelişim için gerekli olan oyun malzemeleri, yap-bozlar, legolar, kalem-kağıt, boyama kitapları, oyun hamuru gibi malzemelerdir. Ayrıca dikkati ve konsantrasyonu geliştiren, sosyal ortamda bekleme, sabretme, yenilmeye tahammül geliştirme gibi daha üst düzey sosyal becerileri de geliştiren masa başı oyunlarına da yer verilmelidir. (Eşleştirme-hafıza oyunları, kızma birader, monopoly, scrabble vs) Bu oyunlar aynı zamanda çocuğun okula hazırlanması için en önemli araçlardır. Tüm oyuncakların kendi birincil işlevlerinin yanı sıra zihinsel gelişime de katkıda bulundukları unutulmamalıdır. Elektronik oyuncaklar ve bilgisayarda oynanan oyunlar da çocukların ilgisini çekmekte ancak çocukların kendi başlarına oynayabilecekleri son derece bireysel oyunlar olmaları nedeniyle sosyal gelişimi olumsuz etkileyebilmektedir. Bazı zihinsel gelişim alanlarına olumlu etkileri olabilmekte ancak yine de diğer oyuncaklar kadar eğitimsel değerleri yoktur.
Çocuğun anaokuluna bırakıldığı ilk günlerde nasıl davranmak gerekir? Okula gitmek istemez ya da öğretmenini sevmezse neler yapmalı?
Çocukların büyük bir kısmı yuvaya başlarken zorluk yaşamaktadır. Sorunlar özellikle de ilk bir haftada yaşanır. Bunun doğal olduğu hemen her çocuğun böyle bir süreçten geçtiği unutulmamalıdır. Burada önemli olan yuvadaki uzmanların önerdiği programa uyabilmektir. İlk günlerde annenin ya da babanın belli bir süre okulda kalması gerekebilir. Çocuklar yeni bir ortama güven duymadan anne-babalarından ayrılmak istemeyebilirler. Orada kendini rahat ve güvende hissedene kadar, anne-babasının onu orada terk etmeyeceğinden ve belli bir süre sonra gelip alacağından emin olana kadar huzursuz olurlar. Bu nedenle de ilk günlerde çocukların yuvada kalma süresi, -hiç sorun çıkarmamış olsa da- birkaç saati geçmemelidir. O ortama iyice ısınması ve rahat etmesi için biraz zamana ihtiyaç duyduğu unutulmamalıdır. İlk günler geçtikten sonra da belli dönemlerde yuvaya gitmek istememe, evde anne ile kalmak isteme gibi sorunlar yaşanabilmektedir. Burada sorunun ne olduğunu keşfetmek önemlidir. Sorun okulla mı ilgili yoksa çocuğun anneye olan bağımlılığıyla ya da örneğin yeni bir kardeşin gelmesiyle mi ilgilidir. İlk bir ayın sonunda çocuklar genellikle tamamıyla yuvaya uyum sağlarlar. Eğer ağlamalar ve gitmeyi reddetme şiddetli bir şekilde devam ediyorsa bu durumda çocuğun psikolojik olgunlaşmasıyla ilgili başka bir sorun olabilir. Bu durumda bazen biraz daha geç yuvaya vermek bir çözüm olabilir. Bazen de bu ileride ortaya çıkabilecek okul fobisi ya da başka kaygı sorunlarının habercisi olabilir. Bu durumda bir uzmandan yardım almak gerekmektedir.
Belgin Temur - Uzm. Pedagog
www.bebekcocukdunyasi.com
Etiketler:
anaokulu seçimi,
Belgin Temur
7 Mayıs 2010 Cuma
Yeni Çıkan Ya-Pa Kitapları
Ya-pa yayınlarından 0-3 yaş gurubu çacuklar için Eğitsel İlk Kelimelerim Dizisi çıkmıştır.
Hayvanlar
Evim
Vücudum&Giyisilerim
Taşıtlar
Meyveler&Sebzeler
Sayılar
Kavramlar
Renkler ve Şekiller
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


