Belgin Temur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belgin Temur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2013 Salı

www.bebekcocukdunyasi.com

Baba Olmanın 14 Harikası 
( Uzm. Pedagog-Psikolojik Dan. Belgin Temur )
Baba olmak bir erkek için yaşamda çok farklı ve yeni bir sorumluluk anlamına gelir. Bu sorumluluğa hazır olmak yaşamda bazı hedeflere ulaşmış olmakla da bağlantılıdır. Bir çocuğun ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve ona uygun bir model olabilecek olgunluğa erişmek için kişinin öncelikle kendi hayatının sorumluluğunu alacak olgunluğa eriştiğinden emin olması gerekir. Değişken ve düzenli olmayan bir yaşantının çocuk sahibi olmaya pek uygun olmadığı bu karar verildiğinde yaşantının daha stabil hale dönüştürülmesi gerekliliği ortadadır. Uzun süreli sorumluluklara imza atmak, atılan her adımda bir sonraki adımı planlamak kararlılığı ve azmi gerektirir. Evlilik belki de baba olma sorumluluğundan önce alınan en önemli ilk büyük sorumluluktur. Buna rağmen kişilerin evlilik de dahil tüm sorumluluklarında deneme ve vazgeçme şansları vardır. Oysa baba olmak diğer tüm sorumluluklardan farklı olarak geriye dönüşü olmayan, vazgeçilemeyecek bir sorumluluktur. Böyle bakmak birçok erkeğin baba olmaya karar vermek konusunda kaygılanmasına neden olmaktadır. Özellikle de kendi babalarıyla ilişkilerinde sorunlar olduğuna inanan ve daha mükemmeliyetçi yaklaşan, çocuğuna “çok iyi baba olmak” gibi bir misyon yüklenen kişilerin bu kararı vermek konusunda daha kaygılı oldukları bilinmektedir. Yine evlilik ilişkisi içinde problemler yaşandığı durumlarda da baba olma fikri erkekler için daha da geciktirilmesi gereken bir karar olarak değerlendirilmektedir.

Yeterince hazır hissetmek çocukla kurulacak ilişkinin kalitesini de belirleyici olmaktadır. Bu fikre kendini alıştıran, bu yeni rol ile yaşayacağı keyfin farkına varan babaların bebek dünyaya geldikten sonra da daha rahat ilişki kurabildikleri bilinmektedir. Anneler hamileliğin başından itibaren hem hormonal olarak hem de fiziksel olarak bir bebeğe sahip olmayı ve onun içlerinde büyümesini fark edebilme ayrıcalığına sahiptirler. Üstelik annelerinden ve toplumdan öğrendikleri anne rolü çok vurgulanmıştır. Oysa babalar için kendilerine ait ve her gün büyümekte olan bir şeyi hissetmek anneler kadar kolay olmamakta ve bu nedenle bu rolü kabullenmekte, bebeği sahiplenmekte, ona ısınmakta zorluklar yaşayabilmektedirler ve bunun için zamana ihtiyaç duyabilirler. Doğum öncesinden itibaren bebekle ilgili doktor kontrollerinde bulunmak, doğumla ve sonrası ile ilgili hazırlıklara katılmak babanın psikolojik hazırlığında önemli olmaktadır. Ama bazen bu hazırlıklara katılmanın bile çocuğa hazır hissetmek için yeterli olmadığı bilinmektedir. Bu nedenle doğum anından itibaren babanın aktif katılımını sağlamak, tüm gelişmelerden babayı haberdar etmek, onun yardımına ve desteğine başvurmak ilk etkileşim açısından önemlidir. Bebeklerin doğdukları andan itibaren görüntüleri ve kokularıyla çevrelerindeki yetişkinleri etkileme güçleri vardır. Babanın ilk andan itibaren bebekle yakın ilişki kurması, tutması, onu koklaması, beslenmesinde ve bakımında yardımcı olması desteklenirse bu etkileşim kendiliğinden gerçekleşecek ve baba için haz veren bir ilişkiye rahatlıkla dönüşebilecektir. Özellikle ilk bir iki ay içinde bebek büyüyüp sosyal gülümsemelere ve tepki vermeye başladıkça bu durum baba için çok daha keyif veren bir hal alacak, bebekle kurduğu ilişki günden güne gelişecektir. Buradaki temel prensip babanın da en az anne kadar bebekle ilişkide olmasını ve onunla zaman geçirmesini sağlamaya çalışmaktır. Bu temas yoğunluğu içinde ister istemez bu bağlantı gerçekleşecektir. Baba olmanın en önemli keyiflerinden biri de bebeğin “baba” demeye başladığı zamanlardır. “baba” kelimesi Türkçe’nin de doğası gereği bebeklerin ilk söyledikleri sözcüklerdendir. Bebeğinin ağzından çıkan ilk kelimenin “baba” olduğunu duyan bir babanın bu duruma kayıtsız kalması genelde mümkün değildir. Bir çok baba çocuklarına en çok aşık oldukları zamanın kendilerine “baba” diye hitap ettikleri zaman olduğunu söylemektedirler. Bebeklik döneminde iyi bir etkileşim içine girildiğinde genellikle ilk çocukluk ve ergenlik döneminde de baba-çocuk ilişkisinin sağlıklı devam ettiği, olası sorunların karşılıklı iletişimle daha kolay çözülebildiği bilinmektedir. Bu etkileşim çeşitli nedenlerden ötürü geciken, bebeğin bakımıyla, fiziksel ihtiyaçlarıyla ilgilenemeyen, bu işi tamamen anneye bırakan, bebeğiyle fiziksel olarak bir arada fazla zaman geçiremeyen babaların da çocuklarıyla iletişimlerinde zorluklar yaşama olasılığının arttığı bilinmektedir.

Baba Olmanın Keyfi

¨     Baba olduğunuzda yaşamda yeni ve önemli bir rol kazanırsınız. Babalık rolü, size toplumda yeni bir statü sağlar. Çocuk sahibi olma sorumluluğu alan bir erkek olarak artık sorumluluk almak konusunda daha güvenilir bir izlenim vermeye başlarsınız.

¨     Bebeğinizle birlikte artık gerçek bir aile olmuşsunuzdur. Aile olmanın ayrıcalıklarını yaşarsınız. Girdiğiniz ortamlarda size özen gösterilir, saygıyla karşılanırsınız.

¨     Kendi ailenizi ve özellikle de babanızla ilişkinizi daha iyi analiz etmeye başlarsınız. Hem onları daha iyi anlar hem de çocuğunuzla ilişkiniz geliştikçe ailenize daha fazla yakınlaşmaya başlarsınız. Çünkü çocuğunuza büyükanne ve büyükbabaların da bulunduğu geniş, sıcak ve sevecen bir aile ortamı yaratmak önem kazanmaya başlar. Bu sayede siz de ailenizle ilişkilerinizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca onlara torun sahibi olma olanağı sağladığınız için onların gözünde de değer kazanırsınız. Var olan kızgınlık ve kırgınlıklar bu yolla ortadan kalkar.

¨     Çocuğunuzun sağlıklı gelişmesi sizin için önemlidir. Bu nedenle ona örnek olmanın önemini kavrarsınız. Alışkanlıklarınızı gözden geçirirsiniz. Yedikleriniz sağlıklı olmaya başlar. Yaşam kalitenizi arttırmaya çabalarsınız. Spor yapar, sağlıklı beslenir ve diğer kötü alışkanlıklarınızdan uzak durmaya başlarsınız.

¨     Kendi sağlığınıza dikkat etmenizin örnek olmanın dışında da önemli bir nedeni olmaya başlar. Çocuğunuzun size uzun yıllar ihtiyacı vardır. Sağlıklı ve güçlü olmanız gerekmektedir. Riskli durumlara girmekten kaçınmaya başlarsınız. Yaşamınız daha güvenli olmaya başlar.

¨     Hayatınız düzene girer. Gelecek planlarınıza sıkı sıkıya bağlanırsınız. Geleceğe ait belirsizlikler yerini belirlenmiş hedeflere bırakır. Artık bir karar vermiş olmanın rahatlığını yaşarsınız.

¨     Yaşam yeniden keyifli ve umutlu bir hal alır. Bebeğinizle ilgili hedefler ve umutlar geliştirirsiniz. Bebeğinizin yavaş yavaş dünyayı, çevreyi tanımasına, her gün yavaş yavaş gelişmesine keyifle tanıklık edersiniz. Siz de yeniden dünyanın güzelliklerini doğanın mucizesini keşfetmeye başlarsınız.

¨     Eşinizle ortak bir varlığa ve ortak bir sorumluluğa sahip olmanın güzelliğini yaşarsınız. Artık önemli bir ortak paydanız olmuştur. Bu ortak hedef sizi birbirinize yeniden yakınlaştırır.

¨     Sağlık ve tıp konularına ilginiz artar. Çocuğunuzun sağlığı için her gün kendinizi geliştirmeye başlarsınız. Gazete, dergi ve kitaplardaki sağlıkla ilgili konular artık dikkatinizi daha fazla çekmeye başlar.

¨     Bebeğinizin ilk kelimesi genellikle “baba”dır. Bu kelimeyi ilk kez bebeğinizin ağzından kocaman bir gülücük eşliğinde duymak yaşamınızın en güzel, en unutulmaz deneyimidir.

¨     Çocuğunuz sizin yansımanızdır. Onun tepkileri sayesinde kendinizi tanıma ve keşfetme fırsatı bulursunuz.

¨     Çocukluğunuza yeniden dönersiniz. Kendinizi birden bire çocuğunuzun treniyle oynarken bulabilirsiniz. Bahaneniz de hazırdır; çocuğunuzu eğlendiriyorsunuz.

¨     İşiniz çok önemlidir. Ama artık özel hayatınıza daha fazla zaman ayırmaya başlarsınız. Hem çocuğunuzun sizinle özel zaman geçirmeye ihtiyacı vardır, hem de siz onunla böyle bir zamanı geçirmeye ihtiyaç duymaya başlarsınız.

¨     Değerleriniz yeniden harekete geçer. Tüm çocuklar ilgi alanınıza girer. Çocuklar için güzel bir dünya yaratmanın ve onlara gelecekte güzel bir dünya bırakmanın önemi artar. Kendinizi bu konudaki sosyal çalışmaların içinde bulabilirsiniz. 

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Anaokulu Seçerken Nelere Dikkat Etmeli ?

Öncelikle yuva personelinin çocuk psikolojisi hakkında eğitimli, pedagojik formasyona sahip kişiler olması önemli. Öğretmenlerin yanı sıra yuvada çocuklarla temasta olan diğer kişilerin de belli bir eğitimden geçmiş olmaları gerekiyor. Özellikle yuva yöneticilerinin ve öğretmenlerin konularında uzman kişiler olması çocukların standart eğitimlerinin yanı sıra çıkabilecek herhangi bir soruna en uygun pedagojik müdahaleyi yapabilecek bir donanıma sahip olmaları önemli. Yuvanın eğitim programının içeriği incelenmeli ve bu içeriğin nasıl uygulandığı öğrenilmeli. Bazen kağıt üzerindeki programların uygulanması sırasında problemler yaşanabilmektedir. 6 yaşına kadar olan çocukların en önemli öğrenme yolu yaşayarak-yaparak öğrenmedir ve bunun da oyun aracılığıyla yapılması gerekmektedir. Bu nedenle hedeflenen bilgilerin öğretilmesi ve amaçlanan becerilerin kazandırılması sırasında hangi yöntemlerin ve hangi araçların kullanıldığı son derece önemlidir. Programın çocukların bireysel özelliklerine uygun hale getirilme olanağının olup olmadığı da araştırılmalıdır. Her çocuğun birbirinden farklı olduğu, bu farkın fark edilebileceği ilk önemli kurumun da okul öncesi eğitim kurumu olduğu unutulmamalıdır. Daha sonraki yıllarda ortaya çıkabilecek birçok sorunun keşfi çocuğun yuvaya başladığı yıllarda mümkün olabilmektedir. Sorunu doğru gözlemlemek ve olası problemler konusunda aileyi bilgilendirip uygun profesyonellere yönlendirmek oldukça hayati bir önem taşımaktadır. 3-6 yaş arası çocukların en önemli ihtiyaçlarından biri de sosyalleşme ihtiyacıdır. Bu nedenle çocukların birey olma özellikleri geliştirip, grup halinde hareket etmeyi öğrendikleri ve grup içinde kendi farklılıklarını fark ettikleri bu dönemde yuvaların hem çocukların özbakım becerilerini geliştirmeye, hem de sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik bir tutum içinde olmaları gerekmektedir.


Çocukların anaokuluna psikolojik olarak nasıl hazırlamak gerekir?
Çocukların bebeklik yıllarından itibaren özbakım (giyinme-soyunma-temizlik-yemek yeme vb) becerilerinin geliştirilmesi psikolojik olgunlaşmaları açısından önem taşımaktadır. Bu becerileri gelişen çocuklar annelerine daha az bağımlı olmakta dolayısıyla anneden ayrılmakta sıkıntı yaşamamaktadırlar. Bunun yanı sıra yine bebekliğinden beri kısıtlı bir çevrede olan ve fazla insanla temas etmeyen çocuklar yuvaya uyum sağlamakta büyük güçükler çekmektedirler. Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren mümkün olduğunca çok sosyal ortam içinde bulunmak, çocuğu değişik kişilerle bir arada bulundurmak, özellikle de başka çocuklarla bir arada olacağı ortamlar yaratmak gerekmektedir. Başka çocuklarla bir arada olmaktan keyif alması bunu öncesinde deneyimlemesiyle ilişkilidir. Sürekli olarak tek başına olan, paylaşmayı, mücadeleyi, rekabeti hiç yaşamamış olan ve kendi başına problem çözme fırsatı hiç olmayan çocuklar yuvaya uyum sağlamaları çok uzun sürmektedir. Ayrıca çocuğu öğrenmeye heveslendirmek de önemlidir. Yeni bilgiler edinmek, yeni beceriler kazanmak konusunda çocukların doğal olarak bir motivasyonları vardır. Ancak anne-babanın da bunu pekiştirmesi, yeni şeyler öğrendiğinde, yeni beceriler kazandığında çocuğu övmesi çocuğun okula gitmek konusunda daha istekli olmasını sağlayacaktır. Anne-babaların yuva ararken çocukları yanlarında götürmeleri uygun değildir. Çocukların ilk girdikleri mekanları beğenme ya da beğenmeme kriterleri yetişkinlerden farklıdır. Bu nedenle öncelikle anne-babaların bir yuvaya karar vermeleri ve ardından çocuğun götürülmesi gerekmektedir. Okula gitmek çocuk 3 yaşına geldiğinde birden bire konuşulması gereken bir konu olmamalıdır. Bunun yerine yine bebeklikten itibaren büyümenin önemi, belli bir yaşa geldiğinde de okula gitmesinin gerekliliği ve güzelliği anlatılmalı, okula gitme düşüncesi cazip hale getirilmelidir. Bunun büyümenin bir parçası olduğu, büyümenin en güzel taraflarından biri olduğu vurgulanmalıdır.

Okul öncesi çağda çocuklar için oyuncakların önemi nedir?
Oyuncaklar, çocukların sosyal, zihinsel, fiziksel ve psikolojik gelişimlerine yardımcı olan ve yaratıcılıklarını geliştiren malzemelerdir. Yani okul öncesi dönemdeki ihtiyaçlarının çok büyük bir bölümünü çocuklar oyuncaklar aracılığıyla karşılarlar. Oyuncaklar önemli bir eğitimsel işlevi yerine getirirler çünkü çocukların doğuştan getirdikleri birçok yeteneğin ortaya çıkmasına, kullanılmasına, geliştirilmesine fırsat verirler. Çocuklar oyuncaklar aracılığıyla hem birçok kavramı öğrenirler hem de kendi iç dünyalarını dışa vurma olanağı bulurlar. Oyun ve oyuncak çocuğun dünyasının ta kendisidir. Bu nedenle de çocuklarla ilgili eğitim programları hazırlanırken oyun ve oyuncaklardan yararlanılır.

Oyuncak seçerken nelere dikkat edilmesi gerekir?
Çocuklar için her malzeme oyuncak olabilir. Özellikle de doğal malzemeler ya da artık malzeme denen malzemeler çocukların çok ilgisini çeker. Kum, toprak, su, kağıtlar, kartonlar, boyalar, yapıştırıcılar, evdeki mutfak eşyaları, boş kutular, plastik şişeler vb çocukların için oldukça geliştirici oyun malzemeleridir. Bu malzemeler çocukların dış dünyayı tanımaları, keşfetmeleri ve deneyim kazanmaları için çok önemlidir. Bunun dışında çocukların yaratıcı güçlerini geliştirecek olan oyun malzemelerine ihtiyaç vardır. Bunlar bebek, hayvanlar, arabalar, evcilik, doktorculuk malzemeleri vb gibi malzemelerdir. Ayrıca çocukların hareket etme ve kaba motor gereksinimlerini karşılayacak oyun malzemelerine de ihtiyaçları vardır. Bunlar bisiklet, bazı jimnastik gereçleri, salıncak, kaydırak, ip ve bazı inşa oyuncaklarıdır. İnce motor gelişim için gerekli olan oyun malzemeleri, yap-bozlar, legolar, kalem-kağıt, boyama kitapları, oyun hamuru gibi malzemelerdir. Ayrıca dikkati ve konsantrasyonu geliştiren, sosyal ortamda bekleme, sabretme, yenilmeye tahammül geliştirme gibi daha üst düzey sosyal becerileri de geliştiren masa başı oyunlarına da yer verilmelidir. (Eşleştirme-hafıza oyunları, kızma birader, monopoly, scrabble vs) Bu oyunlar aynı zamanda çocuğun okula hazırlanması için en önemli araçlardır. Tüm oyuncakların kendi birincil işlevlerinin yanı sıra zihinsel gelişime de katkıda bulundukları unutulmamalıdır. Elektronik oyuncaklar ve bilgisayarda oynanan oyunlar da çocukların ilgisini çekmekte ancak çocukların kendi başlarına oynayabilecekleri son derece bireysel oyunlar olmaları nedeniyle sosyal gelişimi olumsuz etkileyebilmektedir. Bazı zihinsel gelişim alanlarına olumlu etkileri olabilmekte ancak yine de diğer oyuncaklar kadar eğitimsel değerleri yoktur.

Çocuğun anaokuluna bırakıldığı ilk günlerde nasıl davranmak gerekir? Okula gitmek istemez ya da öğretmenini sevmezse neler yapmalı?
Çocukların büyük bir kısmı yuvaya başlarken zorluk yaşamaktadır. Sorunlar özellikle de ilk bir haftada yaşanır. Bunun doğal olduğu hemen her çocuğun böyle bir süreçten geçtiği unutulmamalıdır. Burada önemli olan yuvadaki uzmanların önerdiği programa uyabilmektir. İlk günlerde annenin ya da babanın belli bir süre okulda kalması gerekebilir. Çocuklar yeni bir ortama güven duymadan anne-babalarından ayrılmak istemeyebilirler. Orada kendini rahat ve güvende hissedene kadar, anne-babasının onu orada terk etmeyeceğinden ve belli bir süre sonra gelip alacağından emin olana kadar huzursuz olurlar. Bu nedenle de ilk günlerde çocukların yuvada kalma süresi, -hiç sorun çıkarmamış olsa da- birkaç saati geçmemelidir. O ortama iyice ısınması ve rahat etmesi için biraz zamana ihtiyaç duyduğu unutulmamalıdır. İlk günler geçtikten sonra da belli dönemlerde yuvaya gitmek istememe, evde anne ile kalmak isteme gibi sorunlar yaşanabilmektedir. Burada sorunun ne olduğunu keşfetmek önemlidir. Sorun okulla mı ilgili yoksa çocuğun anneye olan bağımlılığıyla ya da örneğin yeni bir kardeşin gelmesiyle mi ilgilidir. İlk bir ayın sonunda çocuklar genellikle tamamıyla yuvaya uyum sağlarlar. Eğer ağlamalar ve gitmeyi reddetme şiddetli bir şekilde devam ediyorsa bu durumda çocuğun psikolojik olgunlaşmasıyla ilgili başka bir sorun olabilir. Bu durumda bazen biraz daha geç yuvaya vermek bir çözüm olabilir. Bazen de bu ileride ortaya çıkabilecek okul fobisi ya da başka kaygı sorunlarının habercisi olabilir. Bu durumda bir uzmandan yardım almak gerekmektedir.
Belgin Temur - Uzm. Pedagog

www.bebekcocukdunyasi.com

6 Mayıs 2010 Perşembe

Televizyon ve Çocuk

Televizyon çocukların ilk aylardan itibaren ilgisini çeken bir araçtır. Birkaç aylık bebekler bile bu renkli, hareketli ve sesli görüntüyle ilgilenirler, görme alanları içinde takip edebilirler. Bebekler büyüyüp özellikle müziğe ilgi duymaya başladıkça müzik eşliğinde verilen görsel olarak vurgulanan görüntülere daha fazla ilgi duymaya başlarlar. Televizyonda söz ve görüntü bir arada verildiği için çocuklar çok kolay etkilenirler. İyi seçilmiş programlar izlettirildiğinde çocukların bilgisini, hayal gücünü artırabilir. İlk yıllarda özellikle reklamlar bebeklerin ve çocukların ilgisini daha fazla çeker. Müzik kanalları da aynı şekilde müzik-ritm ve renkli görüntülerin eşlik ettiği klipler nedeniyle ilgi çekici olur. Bu dönemde fazla televizyon karşısında tutulan çocukların televizyon izleme alışkanlıklarının gelişmeye başladığı bilinmektedir. Özellikle de çocuğa rahat yemek yedirmek veya onun sakince oturmasını sağlamak amaçlı olarak televizyon seyretmeye teşvik edilen çocukların okul yıllarında da sürdürecekleri şekilde televizyon izleme alışkanlığı gelişmektedir. Ayrıca anne-babası çok televizyon izleyen çocukların da yine model alma yoluyla zaman geçirme ve eğlenme aracı olarak televizyonu tercih etmeleri söz konusudur. Küçük yaşlardan itibaren televizyon izleme saatleri sınırlandırılmayan çocuklar okul yaşlarında televizyon bağımlısı olmaya aday olmaktadırlar. Kontrolsüz şekilde televizyon izlettirilen çocukların yorum yapma, muhakeme etme yeteneklerinin olumsuz etkilendiği bilinmektedir. Çünkü televizyon izlemek tek yönlü, pasif bir etkinliktir. Oysa en etkin öğrenme yolu deneyerek yaşayarak öğrenmedir. Fazla televizyon karşısında kalan çocuk direkt bilgi almaya alışır ve etkileşim içine giremez. Bu nedenle Televizyonun olumlu etkileri ancak sınırlı ve seçilmiş programların izlenmesiyle sağlanabilir.


Anne-Babalara öneriler
3 yaş civarında çocukların çizgi film, belgesel ve eğitimsel programları izlemeleri onların yaratıcılıklarını geliştirir ve hoşça vakit geçirmelerini sağlar. Ancak bu yaşlardan itibaren televizyon başında geçirecekleri vakit sınırlandırılmalıdır. Bebeklik çağlarından itibaren fazla televizyon izlettirilen çocukların özellikle iletişim ve konuşma becerilerinin gecikmesi riski oluşmaktadır.

Bazı çizgi filmlerin aşırı şiddet ve korku öğesi içerdikleri ve bu nedenle çocuklar üzerinde birçok olumsuz etkiye yol açtıkları bilinmektedir. Oyun çağı çocuğu henüz hayal ile gerçeği ayırt edemeyeceğinden şiddet ve saldırganlık içeren görüntülerden daha çok etkilenir. Bu nedenle çocuğunuzun izlediği çizgi filmlerin denetimini siz yapmalısınız.

Okula giden çocukların, dinlenme, yemek yeme, oyun oynama, uyku ve ders zamanları çıkarıldığında eğer vakitleri kalıyorsa televizyon seyretmelerine izin verilmelidir. Bu saat de genellikle derslerin bitmesinin ardından planlanmalıdır.

Çocukların günlük televizyon izlemeleri gereken saatler konusunda değişik görüşler olmakla beraber özellikle okul çocuklarının günde bir saatten fazla televizyon izlememeleri önerilmektedir

Çocuğun yaşına uygun programlar izlemesi sağlanmalıdır. Yetişkinler için hazırlanmış dizi, film, magazin türü programların mümkün olduğunca çocuklara izlettirilmemesi gerekmektedir.

Çocuklar genellikle evde yalnız hissettiklerinde ve uygun aktivite bulamadıklarında televizyonu tercih etmektedirler. Çocuğunuzun yaşına ve ilgi alanına uygun oyunlar bulup onunla oynayabilirseniz ve televizyon dışında birlikte eğlenebileceğiniz aktiviteler bulabilirseniz çocuğunuz televizyon izlemek yerine sizinle oynamayı tercih edecektir

Çocuklar ilk olarak hangi yaşta televizyonla tanıştırılmalı?

Çocuğun bebekliğinden itibaren televizyonun aynı ortamda açık olmasında bir sakınca yoktur. Hatta bol işitsel uyaran içermesi bakımından yararları da olabilmektedir. Ancak bu, çocuğun televizyon karşısına oturtulup başka uyaran verilmemesi anlamına gelmemelidir. Aslında çocuklar 2 yaşlarından itibaren televizyon karşısına oturup kısa çizgi filmler izleyebilirler. Ya da eğitimsel içerikli çocuk programlarını izlemeleri uygundur. Ama bebeklikten itibaren izlenen müzik kanallarının çocukların dil ve iletişim becerileri üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Çocuklar okul öncesi dönemde çizgi filmler, çocuk filmleri ve eğitimsel programları izleyebilecek dikkat ve sabır süresine sahiptirler. Yani bir saat civarı televizyon başında oturabilirler. Bu süreyi aşmamak uygun olur. Çünkü bu dönemdeki çocuklar çok alıcıdırlar ve zihinsel gelişimleri için gerekli olan başka bir çok faaliyetle ilgilidirler. Öğrenmenin en yoğun olduğu bu dönemde tek yönlü bir etkinlik olan televizyon ile doldurmamak gerekmektedir. Ayrıca bu yaşlarda çocuklar yaşam rutinleri konusunda alışkanlıklar edinirler. Sürekli televizyon izleyen çocuklar bunu alışkanlığa dönüştürmekte ve bir çok gelişim alanında yetersiz uyaranlar nedeniyle geri kalabilmektedirler. Özellikle okul çağına gelindiğinde televizyon alışkanlığı nedeniyle okul ve derse uyum ve uygun çalışma alışkanlıkları geliştirme konusunda ciddi sorunlar yaşanabilmektedir. Bazen çocuklar için hazırlanan programlar ve çizgi filmler de şiddet ve uygun olmayan görüntüler içerebilmektedir. Buradaki denetim yine ailelere düşmektedir. Televizyon için ayrılan süre çocuğun gün içindeki boş zamanına oranlanmalıdır. Örneğin okul ve günlük ihtiyaçlarının karşılanması haricinde çocuğunuzun kalan boş vaktinin dörtte birinden fazlasının televizyon ile harcanması uygun olmayacaktır. Çünkü çocuğun oyuna, paylaşıma, hobilerini geliştirecek zaman geçirmeye de ihtiyacı vardır. Eğer çocuğun boş zamanlarında onunla sohbet etmeye, oyun oynamaya veya başka hobilerine vakit ayırabiliyorsanız, çocuğunuz genellikle TV izlemek yerine sizinle vakit geçirmeyi tercih edecektir.

Uzun süre televizyon karşısında bırakılan çocukların yaşayabileceği problemler nelerdir?

Televizyonun en önemli olumsuz etkisi çocuğun tek yönlü bir iletişim içinde olması ve karşılıklı etkileşime fırsat vermemesidir. Özellikle dil gelişiminin ve sosyal gelişimin temellerinin atıldığı en önemli dönem olan ilk 3 yılda televizyon karşısında fazla vakit geçiren çocukların konuşmada gecikmelerinin olma olasılığı artmakta ve dış dünya ile iletişimde sorunlar yaşayabilmektedirler. Okul çağı çocuklarında ise yeterli ve uygun çalışma alışkanlığı geliştirememe ve aktif öğrenme yerine kalıp öğrenmeye eğilim, düşünce esnekliğinin azalması gibi bazı olumsuz etkilerden söz edilmektedir.

Uzun süre klip ve reklam izlettirilen çocuklarda ne gibi problemler ortaya çıkabilir?

Renk, ses, ritm ve hareketin bir arada sunulduğu reklam ve müzik klibi gibi programlar çocukların çok ilgisini çekebilmektedirler. Reklamlarda kullanılan bazı bilinç altı uyaranların çocukların tutum ve tavırlarını etkilediği bilinmektedir. Yani bu tür programların çocukları çok fazla etkilediği bilinmektedir. Reklam ve klipleri kontrolsüzce izleyen çocukların verilen her tür mesajı kalıcı olarak alabilmekte, korku, kaygı, öfke gibi duyguları yoğun yaşayabilmekte, zaman zaman şiddet eğilimlerinin arttığı ve sosyal ilişkilerde zorlanabildikleri bilinmektedir.
Çocuğun televizyon izlemesi hangi durumlarda yararlı olabilir?

Bazı eğitimsel programların özellikle yetersiz çevresel koşullarda yaşayan çocuklar için yararlı olabileceği düşünülmektedir. Burada yine bu programların belli bir pedagojik sansürden geçmiş olması gerekliliği söz konusudur. Bunun yanı sıra çocukların gerçek hayatta karşılaşma fırsatı bulamadıkları doğa ve çevre ile ilgili bazı görüntüleri örneğin belgesel programlar aracılığı ile izlemeleri okul bilgisinin görsel bir malzemeyle eşleştirilmesi anlamında kalıcılık sağlamaktadır. Belgesel programlar hem çocukların ilgisini çekmekte hem de yeni bilgiler öğrenmek konusunda teşvik edici ve merak uyandırıcı olmaktadır.

Televizyonun yaralı olabilmesi için anne-babaların izlemesi gereken yollar nelerdir?

Sınırlandırma buradaki en temel prensiptir. Çocuğun zaman zaman dinlenmek ve eğlenmek için bir keyif aracı olarak kullanması durumunda televizyon etkili bir araçtır. Ancak çocuğu esir alan bir hale dönüştüğünde tamamıyla zarar verici olmaktadır. Öncelikle çocuğunuzun izlediği programların hangileri olduğunu bilmeli ve çocuğunuz için ne kadar yararlı ve gerekli olduğunu önce siz değerlendirmelisiniz.

Televizyon dışında yararlı ve eğitici olabilecek ne gibi aktiviteler önerilebilir?
Her yaş grubunun ilgisi ve becerisi farklı olmakla beraber tüm çocuklar anne-babalarıyla zaman geçirmekten keyif alırlar ve her türlü oyunu anne-babalarıyla oynayabilirler. Seçtikleri, tercih ettikleri oyun ve oyuncaklarla sizin de ilgilenmeniz, oyun kurmak ve o oyunun parçası olmak konusunda ona destek vermelisiniz. Çocukların hem ilgilerini çekebilecek hem de dikkat, algı, hafıza ve muhakeme gibi yeteneklerini geliştirebilecek, dil gelişimine yardımcı, yaratıcılığı destekleyen birçok oyun mevcuttur. Çocuğunuzla yapacağınız aktiviteyi planlamadan önce onu çok iyi tanımalısınız. Bazen çocuklar hep benzer oyunları tercih ederler. Bu kolaylarına gelebilir. Bu durumda eğitimsel oyunlar ve materyaller satan mağazalara danışarak yaşına uygun yeni malzemelerle tanıştırabilirsiniz. Ayrıca evde oluşturacağınız kağıt, karton, boya, hamur vb gibi bazı yaratıcı malzemelerle de çocuğunuzun ilgisini çekecek oyunlar hazırlayabilirsiniz. Bu tarz aktiviteler hem çocuğun duygularını ifade etmesi için bir araç olmakta hem de becerilerini geliştirmeye yardımcı olmaktadırlar. Çocuklar genellikle bu tarz oyunlardan keyif alırlar. Onlara serbestçe oynamaları konusunda fırsat verilmesi önemlidir. Bazen anne-babalar çocuklarının çok mükemmel şeyler yaratmalarını isteyebilirler. Örneğin yaptığı resimleri eleştirirler ve neden daha özenle yapmadığını sorabilirler. Bu tavır çocukların kendilerini yetersiz hissetmelerine neden olabilmekte ve bu tarz aktivitelerden kaçınmalarına neden olabilmektedir. Oysa televizyon izlemek bir performans gerektirmez. Bu durumda çocuk televizyon izlemeyi başka aktivitelere tercih edecektir.

Uzm. Pedagog Belgin Temur
Bebeğim ve Biz Dergisi


http://www.bebekcocukdunyasi.com/

21 Nisan 2010 Çarşamba

Bırakın Kirlenere Öğrensin ( Bebeğim ve Biz - Uzm. Pedagog / Psikolojik Danışman Belgin Temur )

İşte size ufak bir sır: Okul çağına gelmemiş çocuklar, tertemiz olmadıkları zaman, çok daha iyi öğreniyorlar. Bu dönemde üstleri başları çamur ya da boya içinde olabilir, ama bırakın böyle eğlensin. Bu, gelişiminin önemli bir parçası.


Oyunlar oynarken sürekli ortalığı birbirine katan ve kirleten bir çocuğunuz mu var? Bu konuda endişelenmenize hiç gerek yok. Çünkü bu durum, onun gelişim özelliklerinden biri. Okul çağına gelmemiş çocukların bu tür karışıklıklar yaratmaları normal hatta sağlıklı denebilir. İşin gerçeği, ortalığı dağıtmak, o yaştaki çocuklar için sadece eğlenmelerini sağlayan bir olay değil aynı zamanda kendilerini geliştirmeleri için de bir fırsat. Siz de çocuğunuzu bırakın biraz kirli dolaşsın, çünkü önünde zaten düzgün elbiselerle ve temiz bir suratla geçireceği uzun bir hayat var. Şimdi sizin göreviniz onun çocuk olmasına izin vermek. İşte neden bu konuda biraz daha hoşgörülü davranmanızın, çocuğunuz için büyük faydalar sağlayabileceği hakkında bazı görüşler...

Dünyayla bağlantıda olmak

2-3 yaşlarındaki çocuklar çevreleri hakkında görerek, tadarak ve dokunarak bilgi sahibi olurlar. Çocuk gelişimi uzmanları, “Eğer bir nesneyi çocuğunuza kelimelerle tarif ederseniz, çabucak bütün ayrıntıları unutabilir. Ama eğer elinde parçalamasına ya da sıkmasına izin verirseniz çok rahat bir şekilde hatırlayacaktır.” diyorlar. Eğer bir şey, çocuğun elinden geçmemişse, aklında da yer etmiyor. Yani bazı yaramazlıklar, oluşmakta olan bilinçten başka bir şey değil aslında.

Eğer çocuğunuzu her ortalığı dağıttığında azarlar veya temizlenmesi için acele ettirirseniz, bunu ona oynamaması için ya da öğrenmemesini söylüyormuşsunuz gibi algılayabilir. Çocuğunuza, etrafını kendi bildiği şekilde keşfetmesi için bir şans vermek (burnu çamurun içinde olsa da), sizin onun merakını desteklediğinizi gösterecektir.

Kaosu dizginlemek

Tabii ki çocuğunuzun istediği zaman istediği yerde ortalığı dağıtmasına izin vermemelisiniz. Anne-babaların sınırları belirlemesi gerek. Çocuğunuza etrafı kirleten bir oyunu, belirli bir alanda oynayabileceğini anlatabilirsiniz. Mesela şöyle diyebilirsiniz: “Bugün hamurla oynayacağız, ama bunu sadece mutfak masasında yapacağız, yerde değil.”.

Evde, çocuğunuzun istediğini yapabilmesi için bir yer hazırlamak, son derece doğru bir hareket olacaktır. Rahatça boyalarıyla uğraşabileceği bir masa ya da ortalığı ıslatıp tebeşirleriyle karalayabileceği geniş bir köşe hazırlamayı düşünebilirsiniz.

Oyunbozanlık yapmak

Bazı anne-babalarsa tam tersi bir problemle karşılaşacaktırlar. Bir düzen oluşturmak için çaba harcamak yerine, çocuklarını ortalığı dağıtmak için ikna etmek zorunda kalabilirler. Bu durumu çocuğunuzun hassasiyetine bağlayabilirsiniz. Örneğin parmak boyasının ıslak ve yumuşak hissi veya çakıllı toprağın kumlu hissi ilk başlarda çocuğunuza itici gelebilir.

Eğer çocuğunuz ellerini kirletmekten hoşlanmıyorsa onu bu eğlenceyle yavaş yavaş tanıştırmalısınız. Eşit miktarlarda mısır nişastası ve suyu karıştırıp elde edebileceğiniz yumuşak bir karışımla eline bir kaşık verip oynamasını sağlamayı deneyebilirsiniz. Bir süre sonra büyük ihtimalle kaşığı bir kenara bırakacaktır. Sadece kendini bu fikre alıştırması gerekiyor olabilir.

Ortalığı toparlamak

Çocuğunuza ortalığı dağıtmanın normal bir şey olduğunu öğrettikten sonra, şimdi sırada kaçınılmaz olarak temizliği öğretmek var. Çocuk, toparlanmanın, oyun oynamanın bir parçası olduğunu ve eğlenceli olabileceğini öğrenmeli. Ona, nasıl düzgün davranılacağını göstermeniz gerekiyor.

Hoş olmayan işleri ufak görevlere bölün. Çocuğunuz oyun hamurlarının kutularını kapatıp raflara yerleştiremeyebilir, ama toplayıp kutulara yerleştirmenize yardım edebilir. Bütün işi, hatta çoğunluğunu kendi başına halledebilmesini beklemeyin. Çamurların içinde zıpladıktan sonra ayakkabıları siz temizleyebilirsiniz, o da kuruması için kapının önüne koyabilir. Kendine güveninin gelişmesine ve oyunlarını düzgün bir şekilde bitirmeyi öğrenmesine siz yardımcı olacaksınız.

“ÇOCUĞA ENGEL OLMAYIN”

Bu dönem zihinsel gelişim, motor gelişim, özbakım gelişimi ve sosyal gelişim açısından çok önemlidir. Çocuk, gelişen birçok becerisini, ihtiyaçlarını karşılamak ve dış dünyayı tanımak için kullanmak ister. Ancak beceriler yeni yeni geliştiği için çocuk; dökme, devirme, düşürme, kırma gibi sakarlıklar gösterebilir. Çünkü her işin acemisidir. Şu bir gerçek ki, acemilik evresinde yeterli deneyim kazanamayan hiçbir kimse, ustalık evresine geçemez. Bu nedenle çocuklara bu evrede bol bol fırsat vermek, yeterince iyi yapamadığı ve hem etrafı hem üstünü kirlettiği gerekçesiyle engel olunmamalıdır. Bu arada çocuğa giydirilecek giysilerin ve çevrenin, çocuğun kullanımına da uygun olması gerekir.”
 
http://www.bebekcocukdunyasi.com/