Duygu Çalışır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Duygu Çalışır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2010 Salı

2 Yaşında Hala Konuşamıyorsa

2 Yaş Çocuğunun Psikolojik Özellikleri

2 yaş, hareket edebilme ve konuşma becerilerinin kazanılmış olması ile birlikte bağımsızlaşma girişimlerinin görüldüğü bir yaş dönemidir. 2 yaş çocuğu bir taraftan anneye bağımlılığını sürdürürken bir taraftan da kendi başına hareket etmekten hoşlanır.

Yabancılarla ve yaşıtlarıyla yavaş yavaş ilişki kurmaya başlar. Bağımsızlık duygusu çok önemlidir ve tüm becerilerde bu özellik görülür.

2 yaş çocuğu inatçıdır, sürekli tutturur, hareketli ve meraklıdır, etrafı karıştırır, olumsuz, kararsız ve isyankar bir tutum içindedir. Her şeyi kendi yapmak ister. Yaptığı işler kısıtlandığında ya da izin verilmediğinde öfkelenir. Anne baba ile sürekli çatışma halindedir. Söylenenin tersini yapar.

2 yaşla birlikte mutlu, sakin, kolay idare edilebilen ve söz dinleyen çocuk bir anda huysuz, kararsız, mutsuz, sık sık ağlayan ve söz dinlemeyen bir çocuk haline gelir.


Dil Gelişimi
2 yaş çocuğunun konuşması yabancılarca da anlaşılır olmaya başlamıştır. Sözcük dağarcığı hızla artar. Kullandığından daha fazlasını anlar. Çocuk ilk önce nesne isimlerini, sonra fiilleri öğrenir. Daha sonra 2 kelimeyi bir araya getirip cümle kurmaya başlar. Dış dünyayı tanımak ve sözcük dağarcığını zenginleştirmek için sık sık sorular sorar.

Sözcük dağarcığının gelişmesi çocuğun sosyal ve duygusal gelişimi için önemlidir. Kendini ifade etmekte zorlanan çocuk sosyal ilişkiler kurmakta, özellikle de yaşıtlarıyla ilişkilerde zorlanır, dışlanır.

Konuşma Sorununa Neden Olan Etkenler
Sağlık: Şiddetli ve uzun süren hastalıklar dil gelişiminin gecikmesine neden olabilir. Hastalık nedeniyle çocuğun isteklerini dile getirmesine fırsat verilmeden her isteğinin yerine getirilmesi konuşma gelişimini geciktirir.

Zeka: 2 yaştan önce çocuğun çıkardığı seslerin zeka ile bağlantısı olmadığı, 2 yaşla birlikte dil gelişiminin zeka gelişimi ile doğru orantılı olduğu düşünülmektedir.

Cinsiyet: Erkek çocukların dil gelişimi kızlara oranla daha geriden gelmektedir. Kızlara oranla daha kısa cümleler kurarlar. Sözcük dağarcıkları da kızlarınkine oranla daha kısıtlıdır.

Aile İlişkileri: Sağlıklı anne çocuk ilişkisi dil gelişimini olumlu yönde etkiler. Çocukla konuşmak, ona kitap okumak, onunla oyun oynamak çocuğun dili düzgün ve etkin şekilde kullanmasını sağlar.

Konuşmaya Teşvik: Dilin iletişim aracı olarak kullanılabilmesi için çocuğun bunu bir ihtiyaç olarak hissetmesi gerekir. İsteklerini ifade etme olanağı verilmeden her istediği anlaşılan ve yerine getirilen çocukların dil gelişimlerinin yaşıtlarına oranla geriden geldiği görülmektedir.

Genetik Faktörler: Baba, amca, dayı, birinci derece kuzen gibi aile bireylerinden bir ya da birkaçında geç konuşma sorununun olması durumunda çocukta görülen konuşma sorununun genetik bir yatkınlıktan kaynaklandığı düşünülebilir.

Gelişimsel Problemler: Yaygın gelişimsel bozukluk ya da otizm gibi dil gelişiminin etkilendiği durumlarda çocuk ya hiç konuşmaz ya da dili etkin şekilde kullanamaz.

Televizyon: Televizyon karşısında çok uzun süre geçirilmesi, özellikle reklam ve klip gibi hızlı geçişlerin olduğu görüntüler dil gelişiminin gecikmesine neden olmaktadır.

Nörolojik Problemler: Beyinde konuşma merkezinde var olan bazı sorunlar da konuşma, dili etkin şekilde kullanma sorunları yaratır.

Konuşma Sorunu Karşısında Neler Yapılabilir?
Öncelikle konuşma sorununun kaynağını bulmak gerekir. Konuşma sorunu anne baba tutumlarından kaynaklanıyorsa yani çocuğa dili etkin şekilde kullanması için yeterli fırsat tanınmadıysa, anne baba çocukla çok fazla iletişim kurmuyor, konuşmuyor, kitap okumuyor, oyun oynamıyorsa, çocuk televizyon karşısında çok fazla zaman geçiriyorsa bu durumda anne baba çocuk ilişkisinin süre ve kalitesini arttırmak, çocuğun televizyonla ilişkisini sınırlandırmak, dil gelişimini destekleyici oyunlar oynamak, birlikte resimli kitaplara bakmak, konuşmanın bir ihtiyaç haline gelmesini sağlamak gerekir.

Dil gelişiminin yanı sıra zihinsel, motor ve psiko-sosyal gelişim alanlarında da gecikme yaşandığı, göz kontağı kurmama, adına tepki vermeme, kendi etrafında dönme, sallanma gibi davranışların sergilendiği durumlarda ise bir uzmandan yardım almak gerekir.

Dil Gelişimini Destekleyici Tutumlar
Giyinirken, yemek yerken, oyun oynarken yaptığınız işleri ona anlatın. Yaşıtlarıyla bir arada olmasını sağlayın. Konuşurken düzgün cümleler kurmaya özen gösterin. Bebeksi ifadeler kullanmayın. İsteklerini sözel olarak ifade edebilmesi için fırsatlar yaratın. Konuşması için zorlamayın, motive edin. Resimli kitaplara bakıp gördüklerinizi anlatın. Kısa şarkılar söyleyin. Jest ve mimiklerinizi taklit etmesini isteyin. Fotoğraf albümünde gördüğünüz kişileri isimlendirin.

Pedagog Duygu Çalışır


24 Mayıs 2010 Pazartesi

Okul Öncesi Dönemde Görülen Korkular

Okul öncesi çocuğunun korkularının olması doğaldır. Her şeyden önce endişe bize yeni deneyimlerle baş etme ve tehlikeden korunma konusunda yardım eden doğal bir durumdur.
Bazı 3-4 yaş çocukları böcek, köpek, karanlık, palyaço gibi şeylerden, bazılar da yeni durumlar ve yeni insanlarla tanışmaktan korkarlar. Bu tür korkular okul öncesi dönem boyunca devam eder çünkü çocukların sınır tanımayan hayalgüçleri yaratık, sağlık, ölüm, felaket ve acı gibi konularda çocukların endişe duymalarına neden olur. Canının acıması da en sık görülen korkulardandır. Bu nedenle en ufak bir kesik ya da çizikte bant yapıştırılmasını isterler.
5 yaş civarında hayvanlardan, yangın, fırtına deprem gibi doğal afetlerden korkmaya başlarlar. Karanlık ve evde bırakılma korkuları ise devam eder. Televizyonda seyrettikleri suç, şiddet, savaş, felaket görüntüleri de endişeye neden olur. 5 yaş çocuğu aynı zamanda yakın geçmişte aile içerisinde hastalık, kaza ya da ölüm olayı yaşandıysa sevdiklerinin sağlığı konusunda da endişelenir. Utangaç ya da içe kapalı çocuk yabancı insanlarla tanışmaktan, kalabalık ortamlara girmekten ya da doğum günü partisi gibi sosyal aktivitelerden de korkabilir. Birçok çocukta korkular çocuk kendisini ve çevresini güvende hissettikçe söner.

Ne Yapmalısınız?

Öncelikle bir korkusu olduğunu kabul edin. Korkuları saçma ve gerçekçi görünmeyebilir ancak onun için bu korkular son derece gerçek ve ciddi boyuttadır. Size korktuğunu, odasında, yatağının altında bir şey olduğunu söylediğinde gülmeyin. Korkunun ya da korktuğu şeyin neye benzediğini, neler hissettiğini sorun. Şüphelerini giderdiğinizde ve onu rahatlattığınızda korkunun doğal olduğunu öğrenecektir. Korkular onları yok saydığımızda kaybolmazlar aksine bunu konuşmak gerekir. Korkacak bir şey olmadığına dair ikna etmeye çalışmak sadece geri teper. Örneğin köpekten korkan çocuğa “korkacak bir şey yok” demek onu daha çok üzecek ve endişelendirecektir. Bunun yerine “köpeğin seni korkuttuğunu anlıyorum. Şimdi birlikte önünden geçelim. Eğer bunu yapmak istemezsen yanımızdan geçinceye kadar sana sarılırım.” demek onu rahatlatacaktır.

Çocuğunuzun korkusunun yeni bir duruma (okula başlama, okula yeni birinin gelmesi gibi) duyulan öfke ya da endişeden kaynaklandığını düşünüyorsanız dramatizasyon oyunlarıyla duygularını ifade etmesini sağlayabilirsiniz.

Sevdiği objeleri kullanın. Bazı çocuklar yastık, oyuncak gibi sevdikleri nesneler yanlarında olduğunda kendilerini daha rahat hissederler. Bu oyuncaklar çocuk okula bırakıldığında ya da yatağına konduğunda endişesini gidermek için önemlidir. Bu nesneler aynı zamanda yeni kişilerle tanışmak, bir oyun grubuna katılmak, doktora gitmek gibi çocukta korku yaratan durumların da daha kolay atlatılmasını sağlar. Bu nedenle sevdiği nesneyi yanında taşımasına izin vermek gerekir. Bunun “bebekçe” olduğunu söylemeyin.

Bazı çocuklar kendilerini korkutan nesne/olay hakkında gerçekçi ve basit bir açıklama yapıldığında bunun üstesinden gelebilirler. Kalabalıkta kaybolmaktan korkan çocuğa “yanımda durduğun ve elimi tuttuğun sürece birbirimizi kaybetmeyiz. Kazara birbirimizden ayrılırsak olduğun yerde dur, ben seni bulurum” dediğinizde bu onun korkusunun azalmasını sağlayacaktır.

Korku, iğne/aşı olmak gibi önceki deneyimlerinden kaynaklanıyorsa bu konuda ona asla yalan söylemeyin, çok kötü bir tablo da çizmeyin. Sadece iğne ilk battığında canının biraz acıyabileceğini, bunun uzun sürmeyeceğini, bittikten sonra da birlikte eğlenceli bir şey yapacağınızı söyleyin ve yapın.

Problem çözümünü birlikte bulun. Örneğin karanlıktan korkuyorsa odasına gece lambası koyun. Gece korkularında sevdiği oyuncağı yanına koymak, odaya “canavar spreyi” sıkmak ( püskürtmeli bir şişenin içine su koyun, çocuk şişenin içindekinin su olduğunu bilmemeli) gibi farklı taktikler kullanabilirsiniz. Korkularının üstesinden hemen gelmesini beklemeyin. Bu bazen aylar hatta yıllar bile alabilir.

Dramatizasyon oyunları oynayın. Doktordan korkuyorsa doktor setiyle oynayarak orada neler yapıldığını gösterin. Kostümlerden korkuyorsa birlikte değişik kıyafetler giyip yüzünüzü boyayın.

Korkunuzu göstermeyin. Sizin korktuğunuzu gördüğünde aynı nesne ya da durumlardan o da korkacaktır. Çocukken dişçiye gitmekten korktuğunuzu ama dişçiye gittiğiniz için sağlıklı dişleriniz olduğunu söyleyebilirsiniz. Böylelikle çocuğunuz hem yalnız olmadığını hisseder, hem de korkunun üstesinden nasıl gelindiğini görmüş olur.

Korktuğu şey hakkında kitap okumak, bir gösteri izlemek ya da odurumu yaşamak da yararlı olur. Örneğin böceklerden korkuyorsa birlikte belgesel seyredebilirsiniz. Karanlık korkusu için odasının tavanına karanlıkta parlayan yıldızlardan yapıştırıp, karanlık odada birlikte bu yıldızları seyredebilirsiniz.

Dikkat !!!

Korkular günlük yaşamını etkilemeye başladıysa örneğin, karanlıktan korktuğu için yatmayı reddediyorsa ya da köpekle karşılaşmaktan korktuğu için evden çıkmamakta direniyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alın.

Pedagog Duygu Çalışır

http://www.bebekcocukdunyasi.com/

7 Mayıs 2010 Cuma

Çocuğunuz Başkalarına Vuruyorsa

1-2 yaş döneminde çocuk başkalarına vuruyorsa bunun nedeni ne olabilir?


Vurma davranışının iki ana nedeni vardır. Bunlardan biri çocuğun gelişim özellikleri, diğeri ise dış etkenlerdir.

Gelişim özellikleri: 3 yaşından önce çocuk egosentriktir. Dünyanın kendi çevresinde döndüğünü ve her şeyi kontrol edebileceğini düşünür. İstediği kadar kontrol edemediğinde de üzülür ve vurma, ısırma, atma gibi kabul görmeyen şekillerde karşılık verir. Bir çocuğun vurmayı öğrenmesi için mutlaka bu davranışı görmüş olması gerekmez. Olumsuz tavırlar çocukların yaşlarının ve bazen de cinsiyetlerinin bir özelliği olarak karşımıza çıkar.

Egosentrizmin en önemli özelliklerinden biri çocuğun bencil olması, başkalarının da duygu, düşünce, istek ve beklentilerinin olduğunu tam olarak kavrayamaması ve karşısındakiyle empati kuramamasıdır.

Vurma davranışının başka bir nedeni ise çocukların dürtülerini kontrol etmede yeterli olamayışlarıdır. Bir yetişkin içinden geçeni ortamın uygun olmaması durumunda kendini kontrol ederek yapmayabilir. Ancak aynı tutumu küçük çocuklarda görmek mümkün değildir. Onlar içlerinden geleni hemen yaparlar.

1-2 yaş çocuğu davranışının sonucunu görme, tahmin etme öngörüsüne sahip değildir. Karşısındakinin canı acıdığı için ağladığını görür ve buna üzülür. Ancak onun canını acıtmamak ve üzmemek için vurmaması gerektiği öngörüsü yoktur.

İnsan hayatta kalmasını sağlayan saldırganlık eğilimleri ile dünyaya gelir. Ancak sosyal beceriler doğuştan gelmez, zaman içerisinde kazanılır. Sosyal becerilerin kazanılması ise 3 yaş ve sonrasında gerçekleşir.

1-2 yaş çocukları duygularını ifade edebilecek, sorunları konuşarak çözebilecek dil becerisine sahip olmadığından yaşadığı olumsuz bir duruma vurarak karşılık verir.

Her şeyi merak eden, araştırmaya, deneyerek öğrenmeye çalışan 1-2 yaş çocuğu sebep-sonuç ilişkilerini merak ettiği için de vurmayı deneyebilir. Bir yaşıtına vurduğunda onun ağladığını gören çocuk başka bir yaşıtının da aynı tepkiyi verip vermeyeceğini merak ettiğinden ona da vurur.

Dış etkenler: Uykusuzluk, açlık gibi temel gereksinimleri karşılanmayan veya bu gereksinimleri geciktirilen çocuklarda saldırganlık eğilimi artar.

Eve yeni bir bebeğin gelmesi, bakıcı değişikliği, anne babadan uzun süreli ayrı kalma gibi huzursuzluk yaratan bir hayat tarzı değişiklikleri de çocuğu saldırgan yapar.

İyi davrandığında yeterince dikkat çekemeyen bir çocuk vurarak dikkat çekmeye çalışabilir.

Çocuğun yakın çevresinde bulunan anne, baba, bakıcı, kardeş gibi kişilerin sert, saldırgan tutumları çocuktaki saldırganlık eğilimini arttırabilir.

Fazla kontrollü bir çevrede bulunan çocuk yaşadığı hayal kırıklıkları nedeniyle vurma davranışı gösterebilir.

Hiç sınır koyulmayan çocuklarda da saldırganlık davranışları görülebilir.

Ebeveynin depresyonda olması, alkol ya da bağımlılık yapan ilaçlar kullanması, anne babanın sık tartışması, kavga etmesi çocuğun endişelenmesine, endişesini de saldırgan tutumlar sergileyerek göstermesine neden olur.

Çocuğa bu durum karşısında anne babalar nasıl yaklaşmalıdır?

Anne babanın vurma davranışı karşısında sakin olması ve bunun kabul edilemez bir davranış olduğunu sözel olarak belirtmesi gerekir. Çocuğa davranışının uygun olmadığı söylenmeli ve bu konu üzerinde çok durulmamalıdır. Ancak davranış tekrar ettiğinde bunun uygun olmadığı her seferinde belirtilmelidir. 1-2 yaş çocuklarının dikkat ve dinleme süreleri uzun olmadığı için ayrıntılı açıklamalar, nasihatler bir işe yaramaz. Bu yaş çocuklarına verilecek olan yönergelerin basit, sade ve anlaşılır olması gerekir.

Anne babasına ya da başkalarına, arkadaşlarına vuran çocuğa anne babası da vurarak karşılık verirse, bu çocuğa nasıl yansır, sonuçları nasıl olur?

İster şiddetli, isterse hafifçe, ister poposuna, isterse eline olsun vurmak davranışın azalması yerine artmasına neden olur. Çocuğa, vurmanın uygun olmayan bir davranış olduğunu anlatmanın en kolay ve sağlıklı yolu ona vurmamaktır. Çünkü çocuklar için anne babalarının yaptığı, söylediği her şey doğrudur. Çocuğuna vurulmaması gerektiğini ona vurarak anlatmaya çalışan anne babalar çocuklarına yanlış mesaj vermektedirler. Özellikle bu yaştaki çocuklar “dediğimi yap, yaptığımı yapma” anlayışını kavrayabilecek zihinsel olgunluğa sahip değillerdir.

Anne babanın çocuğa vurması çocuğun problem çözme yöntemi olarak vurmayı öğrenmesine de neden olur. Dayakla büyüyen çocuklar kendi çocuklarını yetiştirirken de aynı yönteme başvururlar.

Anne babanın çocuğa vurarak karşılık vermesi çocuğun hem anne babasına hem de kendisine olan güvenin sarsılmasına neden olur.

Çocuğun vurma alışkanlığına bir çözüm getirilmezse bu durumun onun ileriki sosyal gelişimine ne gibi etkileri olur?

Bazen anne babalar çocuğa kendini savunma yöntemi olarak vurmayı öğretebilirler. Vurmayı öğrenen bir çocuğun ileride kendini koruyabilen, başarılı biri olacağını düşünürler. Gerçekte bu böyle değildir. Çünkü başkalarına zarar veren çocuk arkadaşları, öğretmenleri ve diğer yetişkinler tarafından kabul görmez. Vurma davranışının çözülememesi veya pekiştirilmesi çocuğun sosyal ilişkiler kurmada zorlanmasına, çevresinden izole olmasına, kendisi gibi davranışları bulunan kişilerle arkadaşlık edip uygun olmayan ortamlarda bulunmasına neden olur.

Çocuğun vurma alışkanlığından vazgeçmesi için önerileriniz nelerdir? Anne babalar ne yapabilirler?

Vurma davranışı gösteren çocuğa kesinlikle vurarak tepki göstermeyin. Bu durum davranışın azalmasından çok pekişmesine neden olur. Çocuklar en çok anne babalarının davranışlarını örnek alırlar.

Vurduğunda “kimseye vurulmaz” diyerek uyarın. Bunu her seferinde tekrar edin.

Stres altında olduğunuz durumlarda (bir yere yetişmek, yemek yedirmeye çalışmak gibi) çekiştirme, vurma gibi sert davranışlardan kaçının.

Koyduğunuz kural ve sınırların çocuğun yaşına ve becerilerine uygun, belirgin olmasına özen gösterin. Aşırı kural koyma ya da hiç kural koymama çocuğu saldırgan yapar.

Sürekli engellenen çocukta vurma davranışı artar. “Hayır” demek yerine ona alternatifler sunun.

Olumlu her davranışı “aferin, bravo” diyerek, alkışlayarak ödüllendirin.

Çocuğunuzun yorgun, uykusuz, aç ya da hasta olmadığından emin olun.

Şarkı söylemek, dans etmek, kitap okumak gibi sakinleştirici aktiviteler yapın.

Bulunduğu ortamdan uzaklaştırarak sakinleşmesini sağlayın.

Vurabileceğini düşündüğünüz zaman davranış gerçekleşmeden durdurmaya çalışın.
 
Duygu Çalışır - Pedagog ( Bebeğim ve Biz Dergisi - Yayın Tarihi : Kasım 2006 )
 
http://www.bebekcocukdunyasi.com/

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Okul Öncesi Dönemde Görülen Korkular

Okul öncesi çocuğunun korkularının olması doğaldır. Her şeyden önce endişe bize yeni deneyimlerle baş etme ve tehlikeden korunma konusunda yardım eden doğal bir durumdur.


Bazı 3-4 yaş çocukları böcek, köpek, karanlık, palyaço gibi şeylerden, bazılar da yeni durumlar ve yeni insanlarla tanışmaktan korkarlar. Bu tür korkular okul öncesi dönem boyunca devam eder çünkü çocukların sınır tanımayan hayalgüçleri yaratık, sağlık, ölüm, felaket ve acı gibi konularda çocukların endişe duymalarına neden olur. Canının acıması da en sık görülen korkulardandır. Bu nedenle en ufak bir kesik ya da çizikte bant yapıştırılmasını isterler.

5 yaş civarında hayvanlardan, yangın, fırtına deprem gibi doğal afetlerden korkmaya başlarlar. Karanlık ve evde bırakılma korkuları ise devam eder. Televizyonda seyrettikleri suç, şiddet, savaş, felaket görüntüleri de endişeye neden olur. 5 yaş çocuğu aynı zamanda yakın geçmişte aile içerisinde hastalık, kaza ya da ölüm olayı yaşandıysa sevdiklerinin sağlığı konusunda da endişelenir. Utangaç ya da içe kapalı çocuk yabancı insanlarla tanışmaktan, kalabalık ortamlara girmekten ya da doğum günü partisi gibi sosyal aktivitelerden de korkabilir. Birçok çocukta korkular çocuk kendisini ve çevresini güvende hissettikçe söner.

Ne Yapmalısınız?

Öncelikle bir korkusu olduğunu kabul edin. Korkuları saçma ve gerçekçi görünmeyebilir ancak onun için bu korkular son derece gerçek ve ciddi boyuttadır. Size korktuğunu, odasında, yatağının altında bir şey olduğunu söylediğinde gülmeyin. Korkunun ya da korktuğu şeyin neye benzediğini, neler hissettiğini sorun. Şüphelerini giderdiğinizde ve onu rahatlattığınızda korkunun doğal olduğunu öğrenecektir. Korkular onları yok saydığımızda kaybolmazlar aksine bunu konuşmak gerekir. Korkacak bir şey olmadığına dair ikna etmeye çalışmak sadece geri teper. Örneğin köpekten korkan çocuğa “korkacak bir şey yok” demek onu daha çok üzecek ve endişelendirecektir. Bunun yerine “köpeğin seni korkuttuğunu anlıyorum. Şimdi birlikte önünden geçelim. Eğer bunu yapmak istemezsen yanımızdan geçinceye kadar sana sarılırım.” demek onu rahatlatacaktır.

Çocuğunuzun korkusunun yeni bir duruma (okula başlama, okula yeni birinin gelmesi gibi) duyulan öfke ya da endişeden kaynaklandığını düşünüyorsanız dramatizasyon oyunlarıyla duygularını ifade etmesini sağlayabilirsiniz.

Sevdiği objeleri kullanın. Bazı çocuklar yastık, oyuncak gibi sevdikleri nesneler yanlarında olduğunda kendilerini daha rahat hissederler. Bu oyuncaklar çocuk okula bırakıldığında ya da yatağına konduğunda endişesini gidermek için önemlidir. Bu nesneler aynı zamanda yeni kişilerle tanışmak, bir oyun grubuna katılmak, doktora gitmek gibi çocukta korku yaratan durumların da daha kolay atlatılmasını sağlar. Bu nedenle sevdiği nesneyi yanında taşımasına izin vermek gerekir. Bunun “bebekçe” olduğunu söylemeyin.

Bazı çocuklar kendilerini korkutan nesne/olay hakkında gerçekçi ve basit bir açıklama yapıldığında bunun üstesinden gelebilirler. Kalabalıkta kaybolmaktan korkan çocuğa “yanımda durduğun ve elimi tuttuğun sürece birbirimizi kaybetmeyiz. Kazara birbirimizden ayrılırsak olduğun yerde dur, ben seni bulurum” dediğinizde bu onun korkusunun azalmasını sağlayacaktır.

Korku, iğne/aşı olmak gibi önceki deneyimlerinden kaynaklanıyorsa bu konuda ona asla yalan söylemeyin, çok kötü bir tablo da çizmeyin. Sadece iğne ilk battığında canının biraz acıyabileceğini, bunun uzun sürmeyeceğini, bittikten sonra da birlikte eğlenceli bir şey yapacağınızı söyleyin ve yapın.

Problem çözümünü birlikte bulun. Örneğin karanlıktan korkuyorsa odasına gece lambası koyun. Gece korkularında sevdiği oyuncağı yanına koymak, odaya “canavar spreyi” sıkmak ( püskürtmeli bir şişenin içine su koyun, çocuk şişenin içindekinin su olduğunu bilmemeli) gibi farklı taktikler kullanabilirsiniz. Korkularının üstesinden hemen gelmesini beklemeyin. Bu bazen aylar hatta yıllar bile alabilir.

Dramatizasyon oyunları oynayın. Doktordan korkuyorsa doktor setiyle oynayarak orada neler yapıldığını gösterin. Kostümlerden korkuyorsa birlikte değişik kıyafetler giyip yüzünüzü boyayın.

Korkunuzu göstermeyin. Sizin korktuğunuzu gördüğünde aynı nesne ya da durumlardan o da korkacaktır. Çocukken dişçiye gitmekten korktuğunuzu ama dişçiye gittiğiniz için sağlıklı dişleriniz olduğunu söyleyebilirsiniz. Böylelikle çocuğunuz hem yalnız olmadığını hisseder, hem de korkunun üstesinden nasıl gelindiğini görmüş olur.

Korktuğu şey hakkında kitap okumak, bir gösteri izlemek ya da odurumu yaşamak da yararlı olur. Örneğin böceklerden korkuyorsa birlikte belgesel seyredebilirsiniz. Karanlık korkusu için odasının tavanına karanlıkta parlayan yıldızlardan yapıştırıp, karanlık odada birlikte bu yıldızları seyredebilirsiniz.

Dikkat !!!

Korkular günlük yaşamını etkilemeye başladıysa örneğin, karanlıktan korktuğu için yatmayı reddediyorsa ya da köpekle karşılaşmaktan korktuğu için evden çıkmamakta direniyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alın.
Pedagog Duygu Çalışır
 
http://www.bebekcocukdunyasi.com/

26 Nisan 2010 Pazartesi

Tek Çocuk (Hülya Dergisi-Pedagog Duygu Çalışır)

Günümüzde geç yaşta evlenme, kariyer nedeniyle geç yaşta çocuk sahibi olma, birden fazla çocuğa bakacak maddi güce sahip olmama ve yeterli ilgiyi gösterememe endişesi nedeniyle tek çocuklu ailelerin sayısı gittikçe artmaktadır. Ancak kültürel etkenler, aile ve çevre baskısı nedeniyle birçok anne baba çocuklarının tek çocuk olarak büyümelerinin sorun yaratacağını düşünüp ikinci bir çocuk sahibi olup olmama konusunda kararsız kalmaktadırlar. Anne babalar tek olarak büyüyen çocukların paylaşmayı öğrenememesi, bencil olmaları, oynayacak arkadaşlarının olmaması konularında endişe yaşamakta ve tek çocuk olmayı bir sorun olarak görmektedirler.


Paylaşmayı öğrenmekte zorlanmak, oynayacak arkadaş bulamamak, anne babaların aşırı koruyucu davranmaları sonucu bağımlı bir birey olmak, istek ve ihtiyaçlarının hemen karşılanması nedeniyle beklemekte, sabretmekte zorlanmak tek olarak büyüyen çocukların en çok yaşadıkları sorunlar olarak düşünülebilir. Ancak bu sıkıntıların çok çocuklu ailelerde de görülebildiği, bu durumun çocuk sayısından ziyade anne baba tutumlarından kaynaklandığı söylenebilir. Bu noktada anne babalar tek çocuk olmayı bir sorun olarak görmek yerine uygun ebeveyn tutumları sergileyerek çocuklarını yetiştirme konusunda birbirlerine destek olmalıdırlar. Paylaşmak, başkalarının da istek ve ihtiyaçları olduğunu anlamak, kurala uymak, beklemek, sabretmek gibi beceriler çocukların üç yaşından itibaren kazanabilecekleri becerilerdir. Uygun anne baba tutumlarıyla tek çocuklar da bu becerileri aile ortamı içerisinde kazanabilirler. Uygun tutum ve eğitimle tek çocuk olmanın dezavantajları değiştirilebilir.

İkinci bir çocuğa sahip olmanın söz konusu olmadığı durumlarda anne babalar nasıl davranmalı, nelere dikkat etmeliler?

Anne babalar tek çocuğun sorunlu olacağı endişesini yaşadıkları sürece farkında olmadan bu kaygılarını çocuklarına da yansıtırlar. Bu nedenle tek çocuk olmayı bir sorun olarak görmektense çocuğun bunun avantajlarını yaşamasını sağlamak yerinde olur.

Çocuk yetiştirme konusunda anne baba fikir birliği içerisinde olmalı, uygun ebeveyn tutumları ve disiplin yöntemleri uygulanmalıdır. Çocuk bu şekilde beklemeyi, kurala uymayı öğrenir. Bu da onun mutlu ve huzurlu bir birey olmasını sağlar.

Özellikle üç yaşından sonra diğer çocuklarla bir arada bulunmasını sağlayın. Çocuklar diğer çocuklarla birada bulunarak paylaşmayı, birlikte oyun oynamayı, sorun çözmeyi öğrenirler.

Yaşına uygun olarak kendisine ait işleri yapması konusunda fırsat tanıyın.

Yaşından büyük olgunluğa sahip olmasını beklemeyin.

Çocuğun da söz hakkı olmasını sağlayın. Ancak bunu yaparken tüm kararları çocuğun almasına, sizi yönetmesine izin vermeyin.

Anne babaların tek çocuk olmayı bir sorun olarak görmemeleri tek çocuk olmanın dezavantajlarının avantaja dönüştürülebilmesi ile mümkün olabilir. Tek çocuğa sahip olmanın en büyük avantajı maddi olanakların tamamının tek bir çocuk için kullanılıyor olmasıdır. Beslenme, bakım ve eğitim olanakları açısından bakıldığında tek çocuğa ayrılacak maddi olanakların birden çok çocuğa ayrılacak olanaklardan daha fazla olacağı kuşkusuzdur.

http://www.bebekcocukdunyasi.com/

19 Nisan 2010 Pazartesi

Erkek Dadılar ( Hülya Dergisi - Pedagog Duygu Çalışır )

Bir erkek, bebeğe bir kadının gösterdiği özeni gösterebilir mi? Kadınların doğuştan çocuk yetiştirme becerisine sahip oldukları ve erkeklerin bu beceriden yoksun olduklarına dair yaygın bir inanış vardır. Ancak günümüzde yaşanan birçok durum bunun farklı olabileceğini de göstermektedir. Çocuğa yetersiz bakım veren çok sayıda kadın olduğunu son zamanlarda gerek yerli, gerekse yabancı basında görüyoruz. Buna karşılık çocuk bakma konusunda bir kadın kadar hatta bazen daha da üstünde becerikli erkekler eskiye oranla giderek artıyor.

Sizce bir erkeğin bebek bakımıyla ilgili ne tarz eğitimleri alması gerekiyor? Neler öğrenmeli?
Erkek dadıların bebeğin psikolojik ve fizyolojik gelişim özellikleri, bakım, beslenme, giyim, ilk yardım, beslenme ve tuvalet alışkanlıklarının kazandırılması, uyum ve davranış sorunları (parmak emme, alt ıslatma gibi), fiziksel rahatsızlıklar (gaz sancısı, diş ve kulak ağrıları, pişik gibi), yaşlara göre oyun ve aktiviteler, şarkı ve masallar gibi konularda eğitim almaları gerekiyor.

Bebek bakımı sizce profesyonel, öğrenilebilir bir şey mi, yoksa içgüdüsel tarafı olabilir mi?
Kadınların içgüdüsel olarak bebeği taşıma, doğurma ve bebeğe bakma becerileri ile dünyaya geldikleri düşünülmektedir. Ancak günümüzde bebek bakımından anlaşılan sadece bebeğin temel bakım gereksinimlerinin karşılanması değil, aynı zamanda çocuğun dil, zihinsel ve psikolojik gelişiminin de desteklenmesi gerekmektedir. Bu da ancak dadıların bu konuda eğitim alması ile mümkündür. Dolayısı ile bebek bakımı içgüdüselliğin yanı sıra öğrenilebilir de.

Erkek dadının artı ve eksi yönleri neler olabilir?
Model Alma:Özellikle erkek çocuklar için erkek dadı olması model alma açısından önemlidir. Özellikle de babaların yoğun çalıştığı, eve geç geldikleri, sık sık iş seyahatlerine gittikleri düşünülürse çocuğun babası ile geçirdiği zaman dilimi oldukça az olmaktadır. Bu durumda bir erkek modelinin olması açısından erkek dadı daha uygun olabilir.

Hareketli Aktiviteler:Erkek dadıların özellikle hareketli aktivitelerde (top, araba, tamircilik gibi) daha başarılı olmaları tercih edilme nedeni olabilir.

Rekabet:Anneler zaman zaman bayan dadıları kendilerine rakip olarak görebilmektedirler. Özellikle annenin yapamadığı bir şeyi dadı yapabildiğinde (yemek yedirmek ya da uyutmak gibi) anne bundan
rahatsızlık duyabilmekte ve kendi annelik becerileri sorgulayabilmekte ya da dadının işine son vermeyi tercih etmektedir. Dadı erkek olduğunda bu şekilde bir rekabet de olmayacaktır.

Annenin Yerini Almaması:Çalışan annenin en büyük sıkıntısı çocuğu ile yeterli zaman geçirememek, onunla yeterli ilgilenememektir. Bu işi kendileri yerine başka bir kadının yapması ve çocuğun dadıya yakınlık göstermesi anne açısından hem sevindirici hem de kıskanılan bir durumdur. Çocuğun gözünde dadının kendi yerini aldığını düşünebilir. Oysaki erkek dadı olduğunda böyle bir durum söz konusu olmamaktadır.

Otorite: Çocukların çoğu kadınlarla çevrili bir dünyada büyüyor. Annesi, dadısı, eve gelen yardımcı, öğretmeni hep kadın olan çocuk zamanla kadınların otoritesini kabul etmeyebiliyor. Özellikle erkek çocuklar için erkek dadının olması onu hem bir ağabey hem de otorite olarak görmesini sağlayabilir.
Bununla birlikte bayan dadılardan zaman zaman ev işlerine de destek olmaları beklenirken erkek dadılardan bunu beklemek pek mümkün olmayabilir. Ebeveynler kız çocukları için erkek dadı tercih etmeyebilirler. Babalar erkek dadıları kendilerine rakip olarak görebilirler.

Yurtdışındaki bu trend, Türkiye’de tercih edilebilir gibi görünüyor mu?
Yakın zamanda bu trend toplumun geneli tarafından tercih edilebilir gibi görünmese de toplumun üst sosyo-kültürel kısmı tarafından, özellikle erkek çocuk bakımı için tercih edilebilir.

http://www.bebekcocukdunyasi.com/